ŞAPKA DEVRİM(!)İNİN KURBANLARI...
(...) Hâdise aslında, tıpkı 31 Mart’ta, Menemen’de, 28 Şubat’ta vs gördüğümüz tarzda bir “tertib” olarak başlıyor. Giresun’da bir adam sokaklara çıkıyor ve avaz avaz şapka giymeyeceğim diye bağırıyor. Alıyor ekip bunu: “Niye giymeyeceksin?” Cevab: “Çünkü İstanbul’daki Atıf Hoca ile mektublaştım, o dedi giyme diye…” Bunun üzerine Atıf Hoca‘yı alıp Giresun’a gönderiyorlar. Ama Giresun İstiklâl Mahkemesi bakıyor, ortada ne bir mektub var, ne tanışıklık, özür dileyip bırakıyor Atıf Hoca‘yı. Gelgelelim polis bırakmıyor. İstanbul’a getirip bir müddet kodeste tuttuktan sonra, bu sefer Ankara İstiklâl Mahkemesi’ne sevkediyor. Sene 1926… O sırada Erzurum, Rize, Giresun, Trabzon, Sivas, Maraş gibi yerler karışmış şapka yüzünden. Önüne gelen tutuklanmış. Hattâ yüzlerce kişi Türkiye’yi terkedip Suriye’ye yerleşmiş ki, bugün Şam’daki Kasiyun Dağı eteğinde kurulmuş bulunan “Türk Mahallesi”nde yaşar onların çocukları… Rize’yi Hamidiye zırhlısı topa tutmuş, neler neler olmuş… Ve sadece Atıf Hoca‘ya değil, şapka kanunundan dolayı her tutuklanana, ilk olarak, karıştığı olaydan önce “Frenk Mukallitliği”ni okuyup okumadığı soruluyor. Belli ki, olayın merkezine bu kitab konulacak ve Atıf Hoca, bütün ülkedeki kalkışmalardan sorumlu tutulacak… Nitekim öyle yapılıyor. Aynı dava dosyasına dâhil olmak üzere, sırasıyla Maraş, Giresun, Trabzon isyanları yargılanıyor. Hepsi “Frenk Mukallitliği” ile alâkalandırılarak, birçok idâm, birçok hapis cezasıyla sonuçlanıyor. Ve sıra Atıf Hoca‘da… Karşısında “Üç Aliler” diye bilinen, zamanın üç ünlü celladı, hâkim sıfatıyla bulunuyor. Birkaç kişi daha var aynı seansta: Yazar Tahirülmevlevî, kitabçı Abdülaziz, sahaf Mihran Efendi… Bunlar da “Frenk Mukallitliği”ni satmaktan yargılanıyorlar… Ve savcı Necib Ali mütalâa veriyor: __"Babaeski
GÖLGELER -Yaşadığımız Günler-I-, 1 Kasım 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Deneme, İnceleme
Kitapçı'dan sonra kürsüye Trabzon Milletvekili Raif Karadeniz geldi. Karadeniz, yasaların bütün yurtta herkese uygulanması gerektiğini anımsattıktan sonra Tunceli Vilayeti'nde uygulanmak üzere yasa çıkarılmasının nedenini sordu. Adliye Encümeni'nde tasarıya karşı çıkanların bu noktaya itiraz etmeleri gerektiğini söyleyerek konuşmasını şöyle sürdürdü: "Biz, muayyen bir mıntıkada hususi bir kanun yapıyoruz. Orada yaşayan vatandaşlar ancak bu kanun dairesinde devletle münasebete girişeceklerdir. Bunun manası fevkaladeliktir. Dahiliye Vekili fevkaladelik yok dediler. Bunu şu manada anlamak lazımdır. Evet, orada muharebe yoktur. Top sesleri işitilmiyor. Fakat, hükümeti tanımayan, yalnız aşiret reislerini tanıyan bir zümre vardır. Medeni bir memlekette en büyük kuvvet hükümettir, devlettir. Bunun yerine büyük kuvvet olarak aşiret reisini veya ağayı tanımak ne demektir? Bu, hukuki anlamda anormal bir vaziyettir. Hukuki manasında normal denilmeyecek bir haldir. O halde böyle vaziyetlerde ne yapılabilir? Anayasa, fevkalade ahvali göz önüne almış ve yapılabilecek şeyleri göstermiştir." (109)
Sayfa 87 - (109) TBMM Z.C., 25.12.1935, İ: 21, C: 1, s: 179.·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ben 1945'te Trabzon'da kahvede çay içen Köy Enstitüsü kızlarını görmüştüm. Viyana kapılarına gittiğimiz kadar eski bir rüya... Enstitüler ne ikinci kadın alabilecek erkek ne de bir erkeğin ikinci veya üçüncü eşi olabilecek kadın yetiştirmekte idi. Gelenekçe Türk kadını da bu idi. Türklükte harem yoktu. Kapanma yoktu. Kadın, erkeğin kulu değil, arkadaşı idi. Arap kadınlığının da Şam'da Emevi saray ve konaklarında soysuzlaştığını biliyoruz
Sayfa 234·Kitabı okudu
İ’LÂ-Yİ KELİMETULLAH
Fatih, Trabzon Rum İmparatorluğu’nu fethe çıkmıştı. Ordusunu Gümüşhane’nin sarp kayalıklarından geçiriyordu. Çok zahmet çekiyordu. Irmaklara köprü kurduruyor, yol vermeyen ormanları yaktırıp düzelttirerek asker yürütüyordu. Sarp kayaları tırmanmak için attan iniyor ve askerlerinin önünde yaya yürüyordu. Böyle bir zamanda “Sâre Hatun” isimli yaşlı bir nine (Uzun Hasan’ın annesi) Fatih’in yanına gitti. “Hey oğul!” dedi, “Trabzon dedikleri, bunca zahmete değer mi?” Fatih şu karşılığı verdi: “Hey ana, bu zahmet din yolundadır. Bizim elimizde İslam kılıcı vardır. Bu zahmete girmeseydik, bize gazi demek yalan olurdu!”
Sayfa 107
Bizans'ın düşüş döneminde, Ceneviz ve Venedik gemileri Karadeniz'in besin maddelerini İtalya'ya alıp gidiyorlardı. Osmanlıların Karadeniz'de Ceneviz kolonilerini birer birer ele geçirmesi (1460 Amasra, 1461 Trabzon, 1475 Kefe) her şeyden önce İstanbul iaşesi için bir zorunluluk olarak gündeme gelmiştir.
Sayfa 302 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Cıkss bize her yer Trabzon:))
"Olmayacak tam bir vazgeçiş kelimesi. Olmadı ise emek yüklü." İşte o emeğin adıdır dopamin. Çabaladınız, denediniz ama olmadı. Sorun yok. İstediğiniz sonucu alamamış olsanız bile elinizden geleni yaptığınızı bilmenin verdiği o huzur hissi de ayrı bir dopamin kaynağıdır. Diğer taraftan. Peki ya olursa! Ya bu tarz yaşamayı başarırsanız. İşte o zaman bize her yer dopamin.
Sayfa 105 - Pdf-·Kitabı okudu