Mektup yazılan çağda yaşamak isterken, onca kelimenin bir anlam ifade etmediği çağa denk geldik. Bilmiyorum neden yazdığımı ama yazmak istiyorum yazacağım. Çünkü şimdilik hayatın elimden almadığı tek güzel şey hala yazabiliyor olmam. Avuçlarını birleyip su doldursan ne kadar tutabilirsin. Ay ile Güneş birbirine sevdalansa, kavuşmasını nasıl anlamlandırabilirsin. Yeryüzü ve gökyüzü sırt dönse birbirine, nolurdu halimiz. Yaz ve kışın gönlü geçseydi birbirine, gör şu kopan fırtınayı. Bunların olması mümkün olsa, kıyamet atfedilir. Anlattıklarımın kıyametinin misli yokluğunda kopuyor. Sancıların dili tabiplere zahirmiş. Öyle diyor bu insanlar. Tabipler bilirmiş güya. Derdi, dermanı, şifayı. Hangi tabip, ela gözlerinin bakışında verdiği şifayı verebilir. Hangi tabip; gülüşünde sunduğun alemleri, gönlüme nakşedebilir. Gönlüme neşter vurmadan dokunamayan tabip, senin öylece orda hüküm sürdüğünü hangi gözle görebilir. Şimdi gelmediğin her gün, gönlümün bilmem kaçıncı derinliğine yol alıyorum. Meczup Mecnûn, sen varsın diye sokağındaki köpeği bile seviyormuş. Ben senin ayağının bastığı yollarda kendimi kaybediyorum. Kendi kendimi, o yolda kaybediyorum. Kalp düşünebilseydi anlatmaktan vaz geçerdi diyorum..