Geri Bildirim
  • Durmadan düşünüyorum ne kadar çok öldük yaşamak için.
  • Her gün biraz daha büyüyor insan. Kaç yıl yaşamış olursak olalım, yüreğimize kaç tohum ekmiş olursak olalım yahut kaç kere dövüştüysek davamız uğruna; kâr etmiyor. Büyümeyedevam ediyoruz günbegün. Onat Kutlar, "Hepimiz aşklar, dostluklar, yiğitlikler, kavgalar tanıdık. Korkaklığı, yalanı, ihanetin iki yüzlü bıçağını, bencilliği de tanıyoruz şimdi." diyor ve şu asrın kepazeliğini bir kez daha yüzümüze vuruyor sevgili okur. Var olun. 

    Onat Kutlar - Bahar İsyancıdır

    Yapı Kredi Kültür Yayınları, s.49-51

     

    Bu özelliğimi ilk kez, çocukken fark ettim. Evimizin avluya bakan ikinci kat odasının penceresi önünde oturmuş, garip bir olayı izliyordum. Avluda, çiçekten meyveye dönüşmek üzere olan bir zerdali ağacı vardı. Meyveleri serçelerden korumak için dallarına örümcek ağı gibi ince bir iplik ağı gerilmişti. Ama gene de çok sayıda serçe vardı ağaçta. İçlerinden bir bölüğü, iplere ve dallara çarparak kalkıyor, yüksek avlu duvarının ortasındaki bir deliğe doğru uçuyor, delik çevresinde bir süreçırpındıktan sonra yeniden ağaca konuyordu. Tam o sırada "pat" diye bir tüfek patlıyordu yanıbaşımdan. Ağaçtaki serçelerden birinin cansız yere düştüğünü görüyordum. Ağacın yanında, elinde porselen bir tabakta, Ticaret Mahkemesi'nin yaşlı odacısı duruyordu. Düşen serçeyi alıp, usulca tabağa koyuyordu. Tabak ölü serçelerle doluydu. Karşıda kullanılmayan ahırın karanlık kapısı önünde, elleri ceplerinde öylece duran küçük erkek kardeşim dikkatle odacıyı izliyordu.
    Gökyüzü, ikindi güneşiyle aydınlık, avlu gölgeliydi. Küçük kuşların ölümü için epeyce elverişli bir saat.
    Düzenli aralıklarla, serçelere, odacıya ve yanıbaşında bir iskemleye ters oturmuş, bir tektüfeğin gez ve arpacığından dikkatle nişan alan aile dostumuz Ticaret Mahkemesi Yargıcı’na bakıyordum. Namluyu hafifçe oynatıyor, sonra bir noktaya gelince gözlerini kısarak tetiği çekiyordu. “Pat!..” Bir serçe daha. Odacı, ölü serçeyi, olgunlaşarak düşmüş bir meyve gibi tabağa koyuyordu.
    Anam kahve fincanlarını topluyordu. Sürekli hareket halindeydi. Bir yolculuğa çıkacakmış gibi. Oysa yolculuğa çıkacak olan babamdı. Onu akşam olmadan çiftliğe ulaştıracak olan at, kapıda sabırsız kişniyordu. Babam konuğun gitmesini bekliyordu. Sadece ablam,duygularını saklayamadı. On dört yaşındaydı. Tırnaklarını kemirirken birden bağırdı: "Vuracaksanız yılanı vurun. Serçeleri niçin vuruyorsunuz?" Yargıç gözlüklerini bir an alnına kaldırdı. Ablama baktı. "Bu yezitler yarın tek çağla bırakmaz ağaçta kızım..." dedi. Serçeleri vurmaya devam etti. Bu tuhaf düğümü çözmesi için babama baktım. O, pencereden kardeşime seslendi: “Oğlum, ahırdan kolanı getir." Kardeşim sızlanarak karşılık verdi: "Ben yılandan korkuyorum. Getiremem.” Annem, "Babanı duymadın mı?” diye seslendikardeşime. “Yola çıkacak.” Sonra Yargıç'a döndü: "Yoruldunuz..." "Yok canım,” diye cevap verdi Yargıç. "Kalemi kırdık bir kere…“ Yeniden nişan aldı. “Pat!” Bir serçe daha. Konuşmaları garip bir tedirginlikle dinliyordum. Bu insanların hepsi aynı dilli konuşuyorlar, ama birbirlerinin söylediklerini anlamıyorlardı. Sanki odada bir Japon, bir İngiliz, bir Macar, bir İspanyol vardı ve hiçbiri ötekinin dilini bilmiyordu. Bir şey yapmalıydım. Çünkü serçeler ölüp duruyordu. 
    Pencereye dayanmaktan uyuşan kolumu sallayarak odanın ortasına yürüdüm. Beni bile şaşırtan yüksek bir sesle konuşmaya başladım: 
    "Yani ablam diyor ki, serçeler duvardaki yuvalarına gizlenmiş yılandan korktukları için ağaca konuyorlar. Serçeleri vuracağınıza o yılanı vurun. Hem serçeler kurtulsun, hem de ağaç... Babam, konuğuna git diyemediği için yola çıkamıyor. Atın kolanını istemesibu yüzden. Belki konuk anlar diye... Küçük kardeşim, kolanla yılanı karıştırıyor. Bu yüzden korkuyor. Hakkı da var. Çünkü geçenlerde babam, karanlıkta kolan sanıp bir yılanı tutan birinden söz etmişti. Şimdi unuttu herhalde bunu anlattığını... Annem, konuğun yorulmadığını biliyor. Bunu söylerken, artık gitseniz demek istiyor... Yargıç amca ise serçeler için verdiği idam kararından dönmeyeceğini söylemek istiyor… Odacının da hiç sesi çıkmıyor, çünkü korkuyor..”
    Rahatladım ve sustum. Herkesin ne demek istediğini söylemiştim. Ama odadakilerin yüzüne bakınca bir korku doldu içime. Anlaşılan ciddi bir pot kırmıştım. Babamın durumu kurtarmak için söylediği gönül alıcı cümlelere rağmen, Yargıç izin isteyip gitti.
  • Bu insanların hepsi aynı dilli konuşuyorlar, ama birbirlerinin söylediklerini anlamıyorlardı. Sanki odada bir Japon, bir İngiliz, bir Macar, bir İspanyol vardı ve hiçbiri ötekinin dilini bilmiyordu. Bir şey yapmalıydım. Çünkü serçeler ölüp duruyordu. 
    Onat Kutlar
    Sayfa 50 - Yapı Kredi yayınları
  • Kaç yıl yaşamış olursak olalım, yüreğimize kaç tohum ekmiş olursak olalım yahut kaç kere dövüştüysek davamız uğruna; kâr etmiyor. Büyümeye devam ediyoruz günbegün. Onat Kutlar, "Hepimiz aşklar, dostluklar, yiğitlikler, kavgalar tanıdık. Korkaklığı, yalanı, ihanetin iki yüzlü bıçağını, bencilliği de tanıyoruz şimdi." diyor ve şu asrın kepazeliğini bir kez daha yüzümüze vuruyor.
  • Her gün biraz daha büyüyor insan. Kaç yıl yaşamış olursak olalım, yüreğimize kaç tohum ekmiş olursak olalım yahut kaç kere dövüştüysek davamız uğruna; kâr etmiyor. Büyümeye devam ediyoruz günbegün. Onat Kutlar, "Hepimiz aşklar, dostluklar, yiğitlikler, kavgalar tanıdık. Korkaklığı, yalanı, ihanetin iki yüzlü bıçağını, bencilliği de tanıyoruz şimdi." diyor ve şu asrın kepazeliğini bir kez daha yüzümüze vuruyor sevgili okur.
  • Günaydın(biz tunaydin diyelim). Her gün biraz daha büyüyor insan. Kaç yıl yaşamış olursak olalım, yüreğimize kaç tohum ekmiş olursak olalım yahut kaç kere dövüştüysek davamız uğruna; kâr etmiyor. Büyümeye devam ediyoruz günbegün. Onat Kutlar, "Hepimiz aşklar, dostluklar, yiğitlikler, kavgalar tanıdık. Korkaklığı, yalanı, ihanetin iki yüzlü bıçağını, bencilliği de tanıyoruz şimdi." diyor ve şu asrın kepazeliğini bir kez daha yüzümüze vuruyor sevgili okur. Var olun.
  • http://www.biryudumkitap.com
    Günaydın. Her gün biraz daha büyüyor insan. Kaç yıl yaşamış olursak olalım, yüreğimize kaç tohum ekmiş olursak olalım yahut kaç kere dövüştüysek davamız uğruna; kâr etmiyor. Büyümeye devam ediyoruz günbegün. Onat Kutlar, "Hepimiz aşklar, dostluklar, yiğitlikler, kavgalar tanıdık. Korkaklığı, yalanı, ihanetin iki yüzlü bıçağını, bencilliği de tanıyoruz şimdi." diyor ve şu asrın kepazeliğini bir kez daha yüzümüze vuruyor sevgili okur. Var olun.