Dinler tarihini okunduğunda görülüyor ki aslında birini öğrendiğinizde hepsini öğrenmiş oluyorsunuz az veya çok. Ortak bakışlar o kadar çok ki “ Bu bundan türetilmiş.” diyesi gelir insanın.
Ortak bakışın sebebi ise hepsinin kaynağının insan olmasıdır. Gelişmişlik düzeyine göre hemen her toplumda ortaya çıkan bu sezgisel görüşler kurum haline gelip dilin cazibesiyle kavram haline getirildikten sonra, sonraki tabîlerin bu kavramı ve kurumu, bu bakışı aşmaları çok çok zorlaşıyor. Kutsalın, tabunun, totemin yolculuğunda daha da pekişen bu ruh hali artık dokunulmaz hale geldiğinde ise geride kalanların vay haline...
Artık dört tarafı sağlam bir duvar hâline getirilmiş yapıyla karşı karşıya kalırız.
Başlangıçta insanın dünyayı, evreni, insanı anlama arayışının sonucu ortaya çıkan ve çok masum ve samimi bir duygu hâli iken zamanla kökünden koparılıp aşılanarak insanın kurulu bir nizama uymanın dayatma aracı hâline gelmiş ve başlangıçtaki gerekçelerinden tamamen uzaklaşmış gibi görünüyor.
İnsanın evreni ve insanı anlama çabası asla bitmeyecektir.
Din ile başlayan anlama yolculuğu bu gün bilimle devam etmektedir. Ne olursa olsun ilerlenen bu yolda bir yeri sabitleyip kutsamak gelişim yolculuğuna zarar verecektir.
İşte elimizdeki bu kitap da dinler tarihi açısından önemli bir yer tutan Şaman inançlarını görünür kılıyor.
Toplumda manevi önder, peygamber gibi roller üstlenen şamanlar sözümona dünyalar arası gidip gelebilen, ölenlerin ruhlarını çağırabilecek , onların alemine gidip gelebilen, iki dünya arasında transit yaşayan bir role sahip.
Şaman hastalıkları iyileştirebilen bir kimliğe de sahiptir.
Ruhu dolaştırabilen ve başka insan dışı bedenlerde de tekrar varlığa gelen bir fenomen olarak değerlendiren şaman zamanla eşyalar ve diğer canlılara da kutsallar dairesinde yer