• Bir iki sene evvel rüyamda Köstekli Recep diye bir şiir yazmaya uğraşıyordum.Eldeki varını,yoğunu isteyene veren bir adamın hikâyesini anlatmaya çalışıyordum düşümde.Rüyayı gördüğüm günden çok uzun bir süre sonra böyle bir şiir yazmak kısmet oldu.

    KÖSTEKLİ RECEP
    Varına yoğuna bizim dediler
    Olsun dedi verdi Köstekli Recep
    Bir verdi ellere, beş istediler
    Olsun dedi verdi Köstekli Recep

    Borcu yokken esnaf kapısın çaldı
    Sahtekar dediler şaşırıp kaldı
    Hakkımız bu diyen cüzdanın aldı
    Olsun dedi verdi Köstekli Recep

    Kilime borçlanır ayağı kaysa
    Ağlatır başına geleni saysa
    "Hanımı et almış" kimsesiz oysa
    Olsun dedi verdi Köstekli Recep

    Kimisi dededen alacak saydı
    Kimisi hakkında kötü söz yaydı
    Kimisi cebine fatura koydu
    Olsun dedi verdi Köstekli Recep

    Oyardı gözünü, yüzüne gülen
    Kaz gibi yolardı peşine gelen
    Git gide tükendi elinde olan
    Olsun dedi verdi Köstekli Recep

    Bir sabah efkârdan erken uyandı
    Daha vermem dedi,ciğeri yandı
    Peşinden kapıya sütçü dayandı
    Olsun dedi verdi Köstekli Recep

    İçmediği çaya borçtan usandı
    Kim aldın dediyse unuttum sandı
    Yaşlıya,esnafa,çocuğa kandı
    Olsun dedi verdi Köstekli Recep

    Dedi ki başımız alıp gitmeli
    Bu borç yaygarası gayri bitmeli
    Kaçarken ceketin istedi deli
    Olsun dedi verdi Köstekli Recep

    Giderken ardından bir ah bıraktı
    Kendi küle döndü alemi yaktı
    Rüyada el ondan köz alacaktı
    Olsun dedi verdi Köstekli Recep

    Kâbusu olup da alemi sardı?
    Her sokak,her köşe ona çıkardı
    Elinde alevden fatura vardı
    Olsun dedi verdi Köstekli Recep

    Garip Önder der ki olmadı ayan
    Kimbilir nereye gitmişti yayan
    Canını istedi namını duyan
    Olsun dedi verdi Köstekli Recep

    Önder Eryılmaz
    24.04.2017
    Bayburt
  • "Ulaşıyor çağlara destanlaşan yüce Türk,
    yaşama sevincimiz ulu önder Atatürk"
  • Kime tutunacağız ki bundan sonra, söylesenize tutunacak dalımız mı kaldı? 
    Müzeyyen Senar gittiği günden bu yana bir daha; "Aşık gibi sevmezsen, kardeş gibi sev beni" diye sevebilecek çıkar mı? "Benzemez kim sana" derken içimizi kim cız ettirecek ki? 
    Ya Zeki Müren gibisi gelir mi bundan sonra? Kim, "Gözümden öpme ayrılıktır derdin. Öpmedim, ayrılmadık mı" diye soracak? Peki ya kim gitme sana muhtacım diyecek? Kim sevdiğini gözlerin doğuyor gecelerime deyip özleyecek? Akşam olup gizli gizli kim ağlayacak? Kim dertli gönüllere girecek? 

    Ya simsiyah gecelerin koynunda Barış Manço'nun "Uzaklarda bir yerde güneşler doğuyor" sözleri ve bizi o çok uzak yerlere savuruşu? Ne sözler yetiyor, düğümlenen kelimelere, ne de susuşlar. 

    Ferdi Özbeğen'siz zamanlardayız hem, kim soracak şimdi; gülmek için yaratılmış gözlerdeki yaşın hesabını? 
    Kayahan gibi; "Bizimkisi bir aşk hikayesi, siyah beyaz filim gibi biraz" diye bizi geçmişimize savuracak var mı bu devirde? Usta; "Sen iskambil kağıtlarından fal bakardın, istediğin çıkmadığında kağıtları bir daha karardın" derken nasıl da vurmuş dibine anlamların! 
    P
    Ya bir menekşe kokusunda seni aramak var ya" derken ciğerimizi Ahmet Kaya’dan başka kim böyle derinden sızlatacak ki?
    "Acı çekmek özgürlükse, özgürüz ikimiz de." derken kim fırtınalar estirecek ruhumuzda. "Dün gece gördüm düşümde, seni özledim anne diye anaya vuslatı kim böyle içten söyleyecek. Kim son pişmanlığı "Seninle bir bütün olabilirdik." diyerek itiraf edecek? 
    Hem son pişmanlık neye yarar? Zaten "Kaç kadeh kırıldı sarhoş gönlümüzde!" Müslüm Baba bile öldü be, şimdi kim, "Hangimiz düşmedik kara sevdaya, hangimiz sevmedik çılgınlar gibi" diye haykırarak içimizi titretecek?  
    Söylesenize kim?
    Önder Deniz Çavuşlar
  • İlahiyatçı Paul Tillich'in İMANIN DİNAMİKLERİ kitabını her fırsatta yeniden okurum ve bilinç düzeyime göre yeni bir şey fark ederim. Onun Protestan Hristiyanlıktan gelen eğilimi ilginç biçimde İslâm'ın İMAN kavramıyla birleşir. Diğer dinlerde de odak noktası seçme konusunda iman, aşağı yukarı aynı şeyleri söyler.

    İnsanın tüm eyleminin, düşüncesinin, kaygısının, kutsalının dinamiklerine bakıp, imanda nihai odak noktası bulunabilir. Modern çağda "başarı" gibi, gerçekleştiğinde bile insanı tatmin etmeyen "iman" türü vardır. Çünkü nesneleri sonsuz / nâmütenahi / sınırsız değildir.

    Paul Tillich; kaygıda odak noktasının sonu gelince, imanı boğan "iman"ı kabul etmiyor. Para, devlet, parti, önder, millet, makam, ideoloji, din ilh... İnsan perestliğe örnek olarak: İsa "Bana inanan, bana değil, beni YOLLAYANA uysun" diye uyarmıştır. (Kutsal başka, kutsalın taşıyıcısı başka şeylerdir.)

    İnsanı iman kılığında hataya götüren İNANÇ, sorgulanmaya alınmazsa fanatiklik doğurur. Bunun için "İnanç, delil eksikliğini telafi aracıdır" denir. Fanatizmin tek ilacı ŞÜPHE. Bunun için Peyami Safa "Şüpheden doğmayan İMAN piçtir" der.

    Son yıllarda Türkiye'de inanca karşı ANLAMLI bir reddediş yaşanmasını pozitif buluyorum. Din, devlete fazla yaklaştı. Teizm ve ateizm Anadolu'da altın dönemini yaşıyor. Demek ki bizim içimizde nihai odak noktasını, bir partiye / ideolojiye / din adamlarının keyfine kaptırmak istemeyen yurttaşlarımız varmış...
  • Hatay sorunu, büyük önderi son zamanlarda çok üzmüş, acı sonun gelmesini çabuklaştırmıştır.10 kasım 1938 Perşembe günü saat 09.05'te, dünya tarihinin gördüğü en büyük askerlerden ve devlet adamlarından Atatürk'ü yitirdik.Hiçbir ölüm bir ulusu böylesine çökertmemiştir.Türk ulusunun Atatürk'ü yitirmekten doğan hüznü, özellikle ilk günlerde, anlatılmayacak derecede içten, acı ve engindi.Dünya kamuoyunun tepkisi de çok etkili idi.Birbirine zıt ideolojileri olan devlet adamları belki ilk ve son kez O'nun yitirilmesindeki acıda birleşmişlerdi.57 yaşında hayattan ayrılan Önder, çok genç ve zamansız ölmüştü.Ama bu kadar kısa bir ömüre de böylesine çok başarı sığdıran bir başka devlet adamı tarihte çok ender görülür.
  • Bu kitap Hintli ruhani önder Sri Nisargadatta Maharaj'ın ziyaretçileri ile sohbetlerinden oluşuyor. Maharaj, ziyaretçilerin sorularına verdiği basit ve özlü cevaplarla, düşüncelerinin sadeliği ve tutarlılığı ile dikkat çekiyor.