Sultan ve beraberindekiler, Hilafet sarayından uzaklaşırken Sultan'ın sözlerini duyanlardan sadece en akıllıları kılıcın Türklerin elinden düşmemesi için dua ediyordu.
Bu harp adamlarının uyudukları nerede görülmüştü. Bunların hepsinin mezara, belki de öteki dünyaya kadar götüreceği kâbusları olurdu. Sadece uğraş zamanlarında rahatlar, boş kaldıkları her an, zihinlerini istila eden kötü hatıraların etkisiyle huzur bulamazlardı. Zira kanın rengi, sıcaklığı ve korkusu, savaşçıların ruhuna tesir ederdi. Harp meydanlarında uçurdukları her ok, savurdukları her kılıç, sadece hasımlarını değil içlerindeki bir şeyleri de öldürürdü. Bu his, ölüme yaklaştıkça artar, hele hele ölümle yüz yüze gelenler, asla eskisi gibi olamazlardı. Onlar için uyku, kâbuslarla kan ve ölümün kol gezdiği kötü hatıralarla baş başa kalmak demekti. Bu yüzden harp adamları uykudan korkar, el etek çekilip herkes rüya âlemine girerken onlar kaçardı. Böyle zamanlarda sığınabilecekleri bir yer arar ve bu yer, genellikle kendileri gibi harp adamlarının yanı olurdu.