Bu yıkılış artık sadece bir devletin mağlubiyeti değildi. Mesnetsiz bir hayalin sona erişiydi. Bir ruhun, bir zihniyetin tamamen çöküşüydü. Bir masal, bir imparatorluk masalı sona eriyordu. Meğer bizim saltanat zannettiğimiz şey, sadece bir gaflet uykusuymuş.
Bir devlet ve zihniyet olarak imparatorluk, daha Cihan Harbi'nden önce ve Balkan yenilgisiyle zaten sona ermiş oluyordu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hürriyetin getirdiği dört kelimeden evvelâ uhuvvet yani kardeşlik kelimesi kendi kendine ortadan kalktı, unutuldu. Sonra da adalet, müsavat kelimeleri her nedense eskisi kadar söylenmemeye başladı. Ortada yalnız hürriyet lafı kaldı. Üzerlerine "Ya hürriyet! Ya ölüm!" yazılı bayraklar gene şurada burada görülüyordu ama Tanrı, imparatorluğun kaderine hürriyeti değil, artık galiba ölümü münasip görmüştü.
Şahin atlar üstünde Avrupa'ya giden ataların bu çocukları, şimdi her tarafından torbalar, bakraçlar sarkan bu gıcırtılı arabalarla yüzyıllarca süren bir egemenliğin ellerinde kalan bu hazin artıklarını geriye doğru taşıyorlardı.