“Gerek Purdue Üniversitesi’nde, gerekse UCLA Tıp Merkezi’nde ve diğer yerlerde yapılan deneyler, vücut ısısını azaltmakla ölümün, büsbütün kaldırılamasa bile yavaşlatılabildiğini ortaya koymaktadır. Hipotermi, yalnız metabolik pompayı yavaşlatmakla kalmaz, hem ona biraz dinlenip kendini yenileme olanağı tanır, hem de organizmanın bozulmasına yol açan oto-bağışıklık reaksiyonlarının üzerine bir kapak kapar. Anlıyorsun, değil mi, canım? Bizim bağışıklık sistemlerimizin çılgın coşkuya, taşmaya eğilimi vardır. Özellikle de yüksek ve normal ısılarda, kendilerini korusun diye işe aldıkları hücrelere saldırırlar. Tıpkı FBI’daki polisler gibi. Vücut ısısı düşürüldüğü zaman ise bağışıklık polisleri kendi karakollarında oturup dama oynar, ancak gerçekten tehlikeli bir durumla karşılaştıkları zaman tabanca, gözyaşı gazı veya cop kullanma zahmetine girerler. Bu durumun vücuttaki hırpalanmayı azaltması, yumurtayla çırpıcı arasındaki farka işaret eder.
“Alobar, Avrupalı olduğu için, Kudra mağaraların birinde kaplıca kaynağını bulduğu zaman bu işe başlamaya pek de hevesli olmamıştır. Ama zamanla, yıkanmanın kendi programlarına katkısını o da anlamış, kabullenmek zorunda kalmıştır. Uyguladıkları yöntem, yarım saat kadar sıcak suda yatmak, sonra bir çeyrek saat boyunca çıkıp gölgede oturmak, aynı şeyi dört-beş kere tekrarlamaktı. Sıcak su, kanlarının cilt yüzeyine yükselmesini sağlıyor, küvetten çıktıklarında o kan çabucak soğuyabilecek durumda oluyordu. Anlıyor musun? Yüzlerce yıl geçince, böyle kanlarını düzenli biçimde soğutmaları herhalde onların iç termostatını, yani hipotalamuslarını yeniden ayarlamış, sürekli olarak o can sıkıcı ve hırpalayıcı 36,5 derecenin iki-üç derece altında kalmalarını sağlamış olabilir. Ne yazık ki Concord’da adamın ateşini ölçme fırsatını hiç