İki adam ormana daldılar. Sürekli mayalanan, dallanıp budaklanarak birbirinin içine geçen taşkın bir bereket cennetiydi burası. Kızılağaçlar ve kayın dalları arkalarından çarpıyor, çalılıklar hayaletlerin elleri gibi bacaklarını yakalıyordu. Çevrelerini doygun bir karanlık sarmıştı, öyle bir karanlık ki, tuttuğu orucun ardından kendine ziyafet çekip kamını tıka basa doyurmuş, her an geğirebilecek bir Arap'ı hatırlatıyordu. Bir rahibenin korku salan eteklerinin altında tahmin edilenden çok farklı bir karanlık: Yapış yapış ve sıcaktı, bataklık ormanlarının karanlığı bir varlıktı, insanın başına ya da kaval kemiğine çarpabilirdi her an.