Ensar

Bugün tüm çevremizde nesnelerin, hizmetlerin, maddi malların çoğaltılmasıyla oluşturulmuş ve insan türünün ekolojisinde bir tür temel dönüşüm oluşturan akıl almaz bir tüketim ve bolluk gerçekliği var. Daha doğrusu, bolluk içindeki insanlar artık, tüm zamanlarda olduğu gibi başka insanlar tarafından değil, daha çok NESNELER tarafından kuşatılmış durumda. Bu insanların gündelik alışverişi benzerlerinin eskiden yaptığı alışverişe benzemiyor; daha çok, istatiksel olarak yükselen bir eğriye göre mal ve iletilerin edinilmesi, algılanması ve güdümlenmesi biçimini taşıyor.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Her inancın özü, onun hayata, ölümle birlikte yok olmayacak bir anlam vermesidir."
"Hiçliğin hiçliği" der Süleyman; hiçliğin hiçliği, her şey bir hiçtir! İnsanın güneşin altında bütün o yapıp ettiklerinden kârı ne? Bir nesil yok olur gider, yerine bir başka nesil gelir; ancak yeryüzü sonsuza dek var olmaya devam eder. Geçmişte ne varsa gelecekte de olacak olan odur; bugün yapılanlar gelecekte de yapılacaktır ve güneşin altında yeni bir şey yoktur. 'Bakın, işte bu yenidir,' denilebilecek bir şey var mıdır? Eski zamanlar çoktan geçip gitti; her şey bizden önceydi. Şimdi eskiye dair hiçbir anı kalmadı; ne de bizden sonrakilerden geriye bir hatıra kalacak. Bendeniz Vaiz, Yeruşalim'de İsrail’e kraldım. Kendimi gökyüzünün altında yapılan her şeyi bilgelikle araştırmaya adamıştım. Tanrı bu çileli görevi yerine getirmesi için insanoğluna vermişti. Güneşin altında yapılan bütün işleri gördüm; hepsi boş, rüzgârı kovalamaktan farksız... Kendi kendime, "Bak, benden önce Yeruşalim’de krallık yapanların hepsinden daha çok bilgelik kazandım" dedim. "Gönlüm bilgeliği ve bilgiyi çokça tattı." Gönlümü bilgeliği, çılgınlığı ve akılsızlığı anlamaya adadım. Gördüm ki, bu da rüzgârı kovalamaktan farksızmış. Çünkü çok bilgelik çok keder doğurur, bilgi arttıkça acı da artar. Kendi kendime, "Gel, seni eğlenceyle deneyeyim, keyif sür," dedim. Gördüm ki, bu da rüzgârı kovalamaktan farksızmış. ​"Kahkaha için: 'Bu delice bir şey'; mutluluk için: 'O ne ki?' dedim." Bedenimi şarapla keyiflendirmenin yollarını yüreğimde aradım ve kalbimin kılavuzu bilgelik olduğu zamanlarda, budalalığa tutunmanın yollarını denedim; ta ki insanoğlu için neyin iyi olduğunu, göğün altında yaşadığı kısıtlı günler boyunca ne yapması gerektiğini anlayana kadar. Kendim için büyük eserler yaptırdım; saraylar inşa ettirdim, üzüm bağları diktirdim. Meyve bahçeleri kurup her türden meyve ağacı diktirdim;
"Şu an apaçık görebiliyorum ki bütün bu olanların bir tımarhanedekinden hiçbir farkı yokmuş; ama o zamanlar bunu sadece belli belirsiz sorguluyordum ve bütün deliler gibi ben de kendim dışındaki herkese deli diyordum."
"Hiçbir şey bilmediğimizin farkına varmaksızın ve hayattaki en basit soru olan 'İyi nedir ve kötü nedir?' sorusuna verecek yanıtımız olmaksızın, hep bir ağızdan konuştuk, birbirimizi dinlemedik."