Bazen durup düşünüyorum aslında ben aşık oldum. Sevdim de, sevildim de. Ama yine de içimde garip bir eksiklik var. Çünkü hiçbir şey tam olmadı. Ve bu beni hâlâ “aşk neden olmuyor?” sorusuna getiriyor. Yani mesele artık o kişi değil. Onu düşünmüyorum bile. Ama geriye kalan o his o yarım kalmışlık hâlâ benimle. Sanki bir şey hep başlıyor ama tamamlanmıyor gibi. Diyorum ki kendime, ben hissedebilen biriyim. Hatta belki fazla hisseden biriyim. Birine anlam verebiliyorum, bağ kurabiliyorum. Karşı taraf da bazen hissediyor ama bir yerde kopuyor. Ya zaman yanlış oluyor, ya insanlar yanlış oluyor, ya da bir şeyler eksik kalıyor. Ve ben hep o “eksik” olan şeyin ne olduğunu düşünüyorum. Acaba ben mi yanlış zamanda denk geliyorum her şeye? Yoksa ben mi fazla derin hissediyorum da karşı taraf aynı yere gelemiyor? Ya da gerçekten herkesin yaşadığı o “karşılıklı, tam” aşk çok nadir bir şey mi? Bazen de şöyle hissediyorum sanki ben o şeyi yaşayabilecek biriyim ama bir türlü denk gelmiyor. Bu da insana tuhaf bir sabırsızlık veriyor. Çünkü biliyorsun yapabilirsin, hissedebilirsin ama ortada yaşayabileceğin doğru kişi ya da doğru an yok. Ve bu da zamanla insanın içinde bir sorguya dönüşüyor: “Acaba hiç olacak mı?” diye. Çok umutsuz değilim aslında. Ama çok emin de değilim. Daha çok arada kalmış gibiyim. Bir yanım hâlâ inanmak istiyor. Gerçekten uyumlu, karşılıklı, net bir şeyin var olabileceğine inanmak istiyor. Ama diğer yanım da diyor ki şimdiye kadar olmadıysa, belki de düşündüğün kadar kolay bir şey değil bu. Belki de aşk dediğimiz şey sadece hissetmek değil doğru zamanda, doğru kişiyle, aynı anda o hissi yaşayabilmek. Ve belki de en zor olan kısım tam olarak bu. Bilmiyorum. Sadece şunu hissediyorum: Benim içimde o duygu var. Ama sanki dış dünyada onun tam karşılığına henüz