Herkes yaşam şartlarının zorluklarından, çekilen acılardan şikayetçi ama kimse yaşamı düzeltmek için bir şeyler yapmak istemiyor. Sanki hepimiz hayatı dışarıdan izleyen yabancı seyircileriz ve her birimiz her şeyin ve herkesin hakemi olarak görevlendirilmişiz. Herkes büyük işler başarmak, büyük insanlar olmak, büyük sevinçler yaşamak istiyor ve çok az insan yaşam kalitesini yükseltmek, etrafındaki sefaleti gidermek için bir şeyler yapıyor. İnsanlar, borçlarını ödemekten kaçan vicdansızlara benziyor.
Benim kitabım herkesi tek tek elinden olmasa bile, vicdanından yakalıyor.
Bakanı, din adamı, subayı, avukatı ve tüccarı, ebeveynleri ve çocukları, ayakkabıcıyı, duvarcıyı ve ressamı, halk öğretmenini ve gazete sahibini, köylüyü ve ya-zarı yakalıyor. Yakalıyor ve şöyle diyor:
- Siz ne yapıyorsunuz?.. Neden hiçbir şey yapmıyorsunuz? Hayatı daha iyi hale getirmek için. Neden ya parazit gibi, ya da hayat soyguncusu olarak yaşıyorsunuz? Hiç mi utanmıyorsunuz? Yaşamın ressam-mimarı olabilirdiniz, siz ise bir solucan gibi yaşıyorsunuz ve yaşamı pis kokulu gübre yığını haline getiriyorsunuz.
"Bu yüzden," diye devam ediyordu Luka Makdonald. "Benim kitabım çanta gibi sizin geçerliliği kalma-miş yüzlerle poliçelerinizle dolu. Ve ben onları takdim etmek için yorulmuyorum, acele etmiyorum: Birine, diğerine, öbürüne; birileri kabadır, diğerleri iğrençtir...