ONUR

Çağımız için çalışma çağı derler; aslında acının, sefaletin ve yozlaşmanın çağıdır bu.
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
1848'de ellerinde silahlarla talep ettikleri bu çalışma koşullarını işçiler ailelerine dayattı. Kadınlarını ve çocuklarını sanayi baronlarına onlar teslim ettiler. Yuvalarını kendi elleriyle yıktılar. Kendi elleriyle kuruttular karılarının memelerinden akan sütü. O biçarelerin gebe halleriyle ve daha bebeklerini emzirirken gitmek zorunda kaldıkları madenlerde, fabrikalarda belleri büküldü, takatleri tükendi. Kendi elleriyle mahvettiler çocuklarının hayatını ve yaşama gücünü. Yuh olsun proleterlere!
Sayfa 19·Kitabı okudu
Alıntı
Zorunlu çalışmanın ıstırabı ve açlığın işkencesi sayıları İncil'deki çekirge ordusundan bile kalabalık olan proletaryanın omuzlarına çökmüşse işçi sınıfı bu belaları bizzat davet ettiği içindir.
Sayfa 18·Kitabı okudu
Alıntı
Günde on iki saat çalışma, işte 18. yüzyılın insancıllarının ve ahlakçılarının ideali buydu. Biz bu en yüksek ideali aştık bile! Çağdaş işlikler, işçi kitlelerinin hapsedildiği, sadece erkeklerin değil, kadınların hatta çocukların bile on iki ila on dört saat zorunlu çalışmaya mahkûm edildikleri ideal ıslahevlerine dönüşmüş durumda!! Hele bir de bu Terör Dönemi kahramanlarının çocuklarının 1848'den sonra, fabrikalarda günlük mesaiyi on iki saatle sınırlandıran yasayı sanki devrimci bir kazanımmış gibi kabul edecek raddede çalışma diniyle yozlaşmaya teslim olduklarını düşününce... Çalışma hakkımı sanki devrimci bir ilkeymiş gibi ilan ediyorlardı. Yuh olsun Fransa proletaryasına! Ancak köleler böylesine alçalabilir. Böylesi bir rezilliği aklının alabilmesi için kahramanlar çağının Yunan'ına kapitalist uygarlıkta yirmi yı geçirmesi yeterdi.
Sayfa 10·Kitabı okudu
Alıntı
1770'te Londra'da An Essay on Trade and Commerce [Zanaat ve Ticaret Uzerine Bir Deneme] başlıklı, anonim bir metin yayımlandı. O dönem belli bir yankı uyandırdı. Pek insancıl yazarı şöyle isyan ediyordu: "İngiltere'deki fabrika işçisi yığınlar, bu toplumu oluşturan herbir bireyin İngiliz olmak sıfatıyla Avrupa'nın diğer tüm ülkelerindeki işçilerden daha özgür ve daha bağımsız olmak imtiyazına doğuştan sahip olduğuna dair bir sabit fikre kapılmıştı. Böylesi bir fikir askerlerin cesaretini yükseltmek açısından bir işe yarayabilir ama fabrika işçileri onu benimsemekten ne denli uzak durursa bu hem kendileri hem de devlet için o kadar iyi olur. İşçiler kendilerini asla üstlerinden bağımsız görmemelidir. Bizimki gibi, belki nüfusun sekizde yedisinin ya pek az ya da hiç mülk sahibi olmadığı bir ticaret devletinde böylesi heveslerin kışkırtılması son derece tehlikelidir. Sanayimizin yoksulları şimdi dört günde kazandıkları için altı gün çalışmaya razı olmadıkça da bu derde çare bulunmuş olmayacaktır." Böylece Guizot'dan neredeyse yüzyıl önce Londra'da çalışma açık açık insanın asil tutkularına vurulacak bir gem olarak öğütleniyordu. 5 Mayıs 1807'de, Ostró'dan şöyle yazıyordu Napoléon: "Halkım ne kadar çok çalışırsa ahlaksızlık o denli azalacaktır. Erk bendedir [...] ve pazarları ayin saatinden sonra dükkânların açılmasını, işçilerin de işlerine gitmesini emretmek niyetindeyim." An Essay on Trade and Commerce'in yazarı, tembelliğin kökünü kazımak ve onun yol açtığı kibir ve bağımsızlık duygularını ezmek için yoksulları ideal çalışma evlerine (ideal workhouses) kapatmayı öneriyordu ki buralar "insanların yemek saatleri çıkarıldıktan sonra on iki saat tam ve eksiksiz olacak şekilde günde on dört saat. çalıştırılacağı yıldırma evleri" olacaktı.
Sayfa 17·Kitabı okudu
Alıntı