Bir toplama kampı sakinin tipik özelliklerine dair sunmaya çalıştığım bu psikolojik tablo ve yapmaya çalıştığım psikopatolojik açıklamalarla, insanın tamamen ve kaçınılmaz olarak çevresinde olup bitenlerin etkisi altında olduğu izlenimini vermiş olabilirim. (Bu durumda çevresindekiler, kamp hayatının tutuklunun yaşamını belli bir kurulu düzene göre biçimlendiren özgün yapısıdır.) Peki ya insanın özgürlüğü? Herhangi bir çevrede davranış ve tepkilerin tinsel özgürlüğü söz konusu değil midir? İnsanın birçok koşulun ve çevresel faktörün (biyolojik, psikolojik veya sosyolojik) ürününden fazla bir şey olmadığını söyleyen o teori doğru mudur? İnsan bunların tesadüfi bir sonucu mudur? Daha da önemlisi tutsakların toplama kampının tekil yaşamına yönelik tepkileri, çevrenin etkilerinden kaçılamayacağını mı gösterir? İnsan bu koşullarla karşı karşıyayken hiçbir eylem seçeneğine sahip değil midir?
Bu soruları ilkesel olarak olduğu gibi deneyimlerden yola çıkarak da cevaplayabiliriz. Kamp yaşamı deneyimleri, insanların eylem seçeneği olduğunu gösterir. Genellikle kahramanlık öyküleri olsa da umarsızlığın üstesinden gelinip, sinirliliğin bastırılabileceğini gösteren birçok örnek vardır. İnsan, bu korkunç ruhsal ve fiziksel stres koşullarında bile tinsel özgürlüğünü, zihinsel bağımsızlığını koruyabilir.
Biz, toplama kampında yaşamış olanlar, barakalar arasında gezerek diğerlerini teselli etmeye çalışan ve elindeki son ekmeği paylaşanları hatırlayabiliriz. Sayı olarak az olabilirler ama her şeyi elinden alınmış bir insandan alınamayacak bir şey olduğunun yeterli kanıtını oluştururlar: İnsan özgürlüğünün son kalıntısı olan, koşullar ne olursa olsun kendi yolunu seçme tutumunu.
Her zaman bir seçim yaparız. Her gün, her saat bizi öz-varlığımızdan, içsel özgürlüğümüzden soyutlamakla