ONUR

Tüm bunlardan dünyada iki insan ırkı olduğu sonucuna varabiliriz. Sadece iki: Düzgün insanların oluşturduğu "ırk" ve ahlaksızların "ırkı." İkisi de her yerdeydi, toplumdaki tüm gruplara sızmış haldelerdi. Hiçbir grup tamamen düzgün ya da tamamen ahlaksız insanlardan oluşmuyordu. Bu anlamda hiçbir grup "saf ırk" değildi ve bu yüzden de kamp gardiyanları arasında bile düzgün birileri bulunabiliyordu.
Sayfa 97·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Gelecekte bir hedef göremediği için kendini çöküşe teslim eden bir insan, geçmişe dönük düşüncelerle meşgul olmaya başlar. Başka bir bağlamda, şimdiki zamanı tüm dehşetiyle daha az gerçek kılmak için geçmişe bakma eğiliminden bahsetmiştik ancak bugünü gerçekliğinden soyutlamak belli bir tehlike içeriyordu.
Sayfa 82·Kitabı okuyor
Alıntı
Gelecekte bir hedef göremediği için kendini çöküşe teslim eden bir insan, geçmişe dönük düşüncelerle meşgul olmaya başlar. Başka bir bağlamda, şimdiki zamanı tüm dehşetiyle daha az gerçek kılmak için geçmişe bakma eğiliminden bahsetmiştik ancak bugünü gerçekliğinden soyutlamak belli bir tehlike içeriyordu. Kamp hayatından olumlu bir şeyler elde etmeye yönelik fırsatları gözden kaçırmak bu şekilde kolay hale geliyordu ve bu fırsatlar gerçekten vardı. "Geçici varoluşumuzu" gerçekdışı kabul etmenin kendisi, tutsakların hayatla bağını yitirmesine sebep olan önemli faktörlerden biri haline geliyordu; her şey bir şekilde anlamsızlaşıyordu. Bu insanlar, insana kendisinin ötesinde bir manevi büyüme olanağını sağlayanın, çoğunlukla istisnai zorlukta bir dışsal durum olduğunu unutmuşlardı. Kampın zorluklarını içsel güçlerine yönelik bir sınama olarak görmek yerine hayatı ciddiye almamaya ve onu hiçbir anlamı olmayan bir şey gibi görmeye başlıyorlardı. Gözlerini kapatarak geçmişte yaşamayı tercih ediyorlardı. Bu insanlar için hayat anlamsız hale gelmişti. Doğal olarak sadece birkaç kişi büyük manevi yüksekliklere çıkabilir ama çok azı, görünürdeki dünyevi kayıplar ve ölümlere rağmen insan yüceliğine erişme şansına sahiptir ve bu, sıradan koşullar altında asla erişebilecekleri bir nokta değildir. Geri kalanımız, yani ortalama ve gönülsüz olanlarımız için Bismarck'ın sözleri geçerli olabilir: "Hayat dişçiye gitmeye benzer. Daha kötüsünün geleceğini düşünürsün ama en kötüsü geride kalmıştır bile." Buradan yola çıkarak, toplama kampındaki birçok kişinin, hayattaki gerçek fırsatların geride kaldığına inandığını söyleyebiliriz ancak karşılarında hâlâ olanaklar ve mücadele vardı. Hayatı içsel galibiyetlere dönüştüren deneyimlerden bir zafer çıkarılabilir veya insan mücadeleyi görmezden
Sayfa 82·Kitabı okuyor
Alıntı
Bir toplama kampı sakinin tipik özelliklerine dair sunmaya çalıştığım bu psikolojik tablo ve yapmaya çalıştığım psikopatolojik açıklamalarla, insanın tamamen ve kaçınılmaz olarak çevresinde olup bitenlerin etkisi altında olduğu izlenimini vermiş olabilirim. (Bu durumda çevresindekiler, kamp hayatının tutuklunun yaşamını belli bir kurulu düzene göre biçimlendiren özgün yapısıdır.) Peki ya insanın özgürlüğü? Herhangi bir çevrede davranış ve tepkilerin tinsel özgürlüğü söz konusu değil midir? İnsanın birçok koşulun ve çevresel faktörün (biyolojik, psikolojik veya sosyolojik) ürününden fazla bir şey olmadığını söyleyen o teori doğru mudur? İnsan bunların tesadüfi bir sonucu mudur? Daha da önemlisi tutsakların toplama kampının tekil yaşamına yönelik tepkileri, çevrenin etkilerinden kaçılamayacağını mı gösterir? İnsan bu koşullarla karşı karşıyayken hiçbir eylem seçeneğine sahip değil midir? Bu soruları ilkesel olarak olduğu gibi deneyimlerden yola çıkarak da cevaplayabiliriz. Kamp yaşamı deneyimleri, insanların eylem seçeneği olduğunu gösterir. Genellikle kahramanlık öyküleri olsa da umarsızlığın üstesinden gelinip, sinirliliğin bastırılabileceğini gösteren birçok örnek vardır. İnsan, bu korkunç ruhsal ve fiziksel stres koşullarında bile tinsel özgürlüğünü, zihinsel bağımsızlığını koruyabilir. Biz, toplama kampında yaşamış olanlar, barakalar arasında gezerek diğerlerini teselli etmeye çalışan ve elindeki son ekmeği paylaşanları hatırlayabiliriz. Sayı olarak az olabilirler ama her şeyi elinden alınmış bir insandan alınamayacak bir şey olduğunun yeterli kanıtını oluştururlar: İnsan özgürlüğünün son kalıntısı olan, koşullar ne olursa olsun kendi yolunu seçme tutumunu. Her zaman bir seçim yaparız. Her gün, her saat bizi öz-varlığımızdan, içsel özgürlüğümüzden soyutlamakla
Sayfa 76·Kitabı okuyor
Alıntı
Umarsızlık, özellikle de ateşli hastalar arasında daha da artmıştı; bu yüzden de kendilerine bağırılmadığı zaman hiçbir tepki vermezlerdi. Bazen bu bile işe yaramazdı ve onlara vurmamak için kendimi çok zor tutardım. İnsanın kendi sinirliliği, diğerlerinin umarsızlığına karşı, özellikle de buna sebep olan tehlike (yani teftişin yaklaşması) karşısında devasa boyutlara ulaşıyordu.
Sayfa 76·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam