Gerçekten insan en iyi dostunun sefil olduğunu gör-
mekten hoşlanır; dostluğun çoğu da bu sefillik üzerine bina
edilir; bu da tüm akıllı insanların bildiği çok eski bir gerçek-
tir.
Karışık ama güçlü duyguların etkisiyle yazmaya başladığım notlarıma dokunmayalı neredeyse bir ay oluyor. Ge-
lişini sezdiğim felaket gerçekleşti, ama sandığımdan yüz kat
şiddetli ve beklenmedik oldu. Her şey tuhaf, çirkin, hatta
trajikti, en azından benim için. Başımdan mucizevi denebi-
lecek pek çok şey geçti; yaşadıklarım bir başka bakış açısıyla, özellikle de o zamanlar kapıldığım girdapta en fazla
alışılmışın biraz dışında görünse bile, en azından şu zamana
dek mucize diye baktım onlara. Ama asıl mucizevi dediğim
o olaylar esnasındaki davranışlarımdı. Şu ana dek kendimi
anlamış değilim! Bütün bunlar bir rüya gibi geçti ... şiddetli
ve samimi olan tutkum bile geçti ... peki tutkum nereye gitti?
Bazen aklıma bir düşünce geliyor: "Acaba o zamanlar ak-
lımı mı kaçırmıştım, aslında bir akıl hastanesinde miydim?
Belki de hala oradayım, belki de bütün bunlar sadece bana
olmuş gibi göründü, belki de hala öyle görünüyor ... "
Yazdıklarımı toplayıp tekrar inceledim. (Belki de onları
bir akıl hastanesinde yazmadığıma kendimi ikna etmek is-
temişimdir kimbilir?) Şimdi yapayalnızım. Sonbahar geliyor,
yapraklar sararıyor. Bu kasvetli küçük şehirde (ah ne kas-
vetli olur bu küçük Alman şehirleri!) bir sonraki adımımı
planlamak yerine, izleri henüz silinmiş duyguların, taze hatıraların, yakın zamanda beni içine çekip girdabında döndür-
dükten sonra bir yerlere fırlatıp atan hortumun etkisi altında oturuyorum. Bazen yine o girdaba kapılacağımı hortumun
yaklaştığını, yanımdan geçerken beni içine çekeceğini, düzen
ve ölçü duygularımı kaybedip yine dönmeye, dönmeye, dön-
meye başlayacağımı sanıyorum ...