Nasıl olur, diyecektim, nasıl olur da bir erkeği bu
kadar sevebilirsiniz, yüzünü satır satır hatırlarsınız, sesi
içinizde yankılanır, size beni unut beni unut beni unut
dememiş gibi, bir an bile unutmadan, hâlâ sevebilirsi-
niz? diyecektim, ağzımdan nasıl çıktı anlamadım:
“Gençliğiniz haram olmuş desenize," dedim.
Çok şaşırdı, çevresine siyah, kalın sürmeler çektiği
gözleri iri iri açıldı:
“insan gençliğini aşka vermezse, gençlik neye yarar?”
dedi.
Saçma sözler ettim, ne inandığım ne inanmadığım sözler; tatmadığı bir duygu hakkında akıl yürütmeye kalkışan zavallı bir adamın acınası çabası.
"Ama sonunda kaybeden siz olmuşsunuz.”
"Kayıp mı? Kaç kişi böylesine sevebilmiştir dünyada?”
“Ama kucağında bir kucak korla kalan siz olmuşsunuz.
“İyi ya, boş değildi kucağım.”
"Ama yandınız, kül oldunuz.”
"Ama vardım, kül bunun kanıtı.”
sokağa bir ad verir, tabelayı uygun bir evin dış duvarına asardınız. tabelada, “Ayak sesleriniz de olmasa, var olmadığınıza sizi neredeyse inandıracak bakışlar sokağı” yazardı. ayak seslerinize rağmen, harcandığınız mekânlar da vardı. o mekânlara uğramazdınız.