Genetik ve kültürel mirasın, insana acıdan başka bir şey vermesine olanak yoktu. Her insanın boşluğa doğma hakkı olmalıydı. Vatansız, toplumsuz, ailesiz ve kişiliksiz olmak her insanın hakkıydı. Hiçbir insan, genetik ve kültürel mirasın baskısı altında yaşamaya mahkûm edilemezdi. Hiçbir insan, Tanrı’nın iyi olduğuna inanmak zorunda değildi.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İnsanın varlık nedeni, hiçliğin merkezinde var olarak mükemmel bir durağanlığa erişmek ve sonsuza kadar o halde kalmaktır. Buna, yaratarak yok olmak denir.
İnsan, uzayda var olan yalnız bir varlık olduğunu anımsamadığı sürece sosyalleşmenin bedelini adsız acılarla ödemeye devam edecek. Duyguların, düşüncelerin en büyük düşmanı olduğunu öğrenmedikçe, duyguların, sadece birer kelimeden ibaret olduğunu anlamadıkça, onların esiri olarak kalacak.
Çünkü duygular, insanın yalnızlığını reddedişiyle başlayan kurgunun sözlüğünde yer alırlar. Bu sözlükte her duygunun bir adı ve tanımı vardır. Önce adlar ve tanımlar ezberlenir, sonra da insan hissettiğini sanır. Oysa insan, bir düşüncedir. Ne bedene ne de bilinen üç boyuta sığabilecek yapıdadır. Düşüncenin ışık olduğunu anlayan insan, sadece ışığın boyun eğdiği kurallarla var olması gerektiğini bilir. Işığın duygulan yoktur. Bilinen dünyevi kurallar, önemsiz ve sonradan kurgulanmıştır. Kendini bedenden ibaret sananlar tarafından uydurulmuş bir yaşam biçimidir. Benim ortaya çıkmam, Asil’in hayatını sonsuza dek değiştirmiş ve onu, yaşayan tek gerçek insan haline getirmiştir. Diğer insanlar sahte ve karanlıktır. Çünkü kendilerini mahkûm ettikleri amaçlar, doğalarına aykırıdır. Bu yüzden tatminsizlikleri, varlıkları kadar büyük olur. 0ysa denklemleri basittir. Gücün ya da sevginin tatmin getireceğine inanmış, ancak ikisine de kavuştuklarında daha fazlasını istemişlerdir. Ve tatminsizlikleri, daha doğrusu, basit denklemlerinin eşitsizliği karşısında bocalayarak delirmişlerdir. Günümüz dünyası asla tatmin olmayan insanların ürünüdür. Tatminin gelmesiyse, düşünceden ibaret olduklarını anladıkları ve buna uygun davrandıkları güne kadar olanaksızdır. İnsan, Beniyle karşılaşana kadar acılar içinde, solucanlar gibi kıvranacak ve tatminsizlik içinde boğularak ölecektir.