Betül Aksu

7/10
·160 syf.··
2026 9. kitabı
Ruhların Sonbaharı, yaşlılıkla birlikte kabullenilmesi beklenen yalnızlığı ve insanın hayatını istediği gibi yaşayabilmesinin ne kadar zorlu bir mücadele olduğunu sade ama akıcı bir dille işliyor. Addie ve Louis, 70’li yaşlarında, çocuklarıyla bağları zayıflamış iki yalnız ruh. Addie’nin cesur teklifiyle yalnızlıklarını paylaşmaya başlayan bu iki insan zamanla birer dost hâline gelir. Bu dostlukta sadece gecelerini değil, yaşayamadıkları hayatları, içlerinde kalanları, pişmanlıklarını ve acılarını da paylaşırlar. Fakat bir ömrü “elalem ne der” kaygısıyla geçirmek yetmezmiş gibi, o elalem ömrün son demlerinde de peşlerini bırakmaz. Çiftimiz toplumu umursamamayı öğrenmiş olsa da çocuklarını umursamaya devam eder. Ve sonuç olarak, kalan ömürlerini de tam anlamıyla istedikleri gibi yaşayamazlar. Belki de romanın en acı tarafı budur: İnsan bazen geç de olsa cesaret eder; ama o cesaretin bedelini ödemeye hazır değildir.
Hayat ve İnsan
Ruhların SonbaharıKent Haruf · Dedalus Kitap · 20261,177 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Sessizlik Üzerine Bir Yakınlık
Puan vermedi·264 syf.··
2025 16. kitabı
Normal İnsanlar, bir aşk hikâyesinden çok, konuşulamayan duyguların romanı gibi. Connell ve Marianne arasındaki ilişki, açık iletişimle değil, birbirleri hakkında kurdukları varsayımlarla ilerliyor. Hisler var ama ifade edilmiyor; sorular sorulmuyor, cevaplar beklenmiyor. Romanın finalinde bile bu sessizliği sürdürüyorlar. Kendini ifade edebilmek öğrenilen bir davranış. Marianne sevgisiz ve aşağılayıcı bir evde büyüdüğü için duygularını dile getirmeyi hiç öğrenememiş. Bu yüzden ilişkilerinde teslimiyete yatkın; sessizlik onun için bir tercih değil, alışılmış bir hâl. Connell ise kendini ifade edebileceği bir anneyle büyüse de, toplumsal konumu ve sosyal baskılar nedeniyle bu hakkı kendinde görmez. Yanlış anlaşılma korkusu onu susmaya iter. İlişkideki güç dengesi eşit değil. Marianne, Connell’e karşı giderek artan bir teslimiyet içinde. Connell ise güçlü bir karaktere sahip değil; duygusal olarak zayıf, ne istediğini bilmiyor ve çoğu zaman çevresi tarafından yönlendirilerek yaşiyor. Marianne’in teslimiyetinden hoşlansa bile bunun sorumluluğunu taşıyamıyor. Birinin yanında tamamen kendin olabilmek iyileştirici olabilir, ancak ikisinin de yaraları çok derinde. Kendileriyle barışmadan kurdukları bu yakınlık onları iyileştirmekten çok yaralıypr. Yakınlaşıyorlar ama ilişkilerine bir isim koyamıyorlar; ardından bir şekilde birbirlerini inciterek ayrılıyorlar. Normal İnsanlar, sevginin tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. İnsan, kendiyle yüzleşmeden en çok sevdiği kişiyi bile incitebilir. Connell ve Marianne’in hikâyesi, birbirini seven ama kendini henüz tamamlayamamış iki insanın sessizce birbirine çarpmasının hikâyesidir.
Normal İnsanlarSally Rooney · Can Yayınları · 20199,8bin okunma
9/10
·104 syf.··
2025 9. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 01 Eylül 2025 00:00
Selçuk Baran’ın “Tortu” kitabını bitirdiğimde içimde hafif bir hüzün kaldı. Yaşamın adaletsizliği ve iyiliğin daima güç karşısında ezilişi kitabın ruhunu belirliyordu. Tortu’da beni en çok etkileyen tek bir karakter yok; her biri farklı yönleriyle iz bıraktı. Halim’in ablası, toplumun gözünde ne kadar zeki görülmese de, tüm baskılara rağmen kendi hayatını istediği gibi yaşama cesareti gösterdi. Halim içindeki iyiliği kaybetmedi, gücün cazibesine kapılmadı. Eşref Bey, insanları yönlendirme ve yalnız kalmalarını engelleme çabasıyla zekâsını gösterdi; ama bütün bunlar iç huzuru getirmedi. Zekiye ise ailesine rağmen hayata karşı dik durdu. Kitabın bana en çok hatırlattığı şey, dünyanın güç ve para ile yönetildiği, ama azıcık bile olsa vicdanın sesini dinlemenin gerçek huzuru sağladığı oldu. Kitabın dili çok akıcıydı, karakterlerin işlenmesi çok güzeldi; bu kadar kısa bir kitapta karakterlerin kendilerini böylesine bulmuş olmaları etkileyiciydi.
TortuSelçuk Baran · Yapı Kredi Yayınları · 20201,623 okunma
9/10
·432 syf.··
2025 8. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 28 Ağustos 2025 00:00
Bazen bir kitap tam da ihtiyacımız olan anda çıkar karşımıza. Kem Göz bana öyle geldi. Son zamanlarda zihnim sürekli işleyen, oradan oraya koşturan bir haldeydi. Bundan şikâyetçiydim. Kitapta da Yara’yı gördüm: o da sürekli bir yerlere, bir şeylere yetişmeye çalışıyor ama kendine yabancı bir şekilde yaşıyordu. Yara’nın hikâyesinde en çok çarpan nokta, sevdiği ve onu mutlu eden şeyleri bırakması değil, onların ne olduğunu bile unutmuş olmasıydı. Sadece kendini çevresine, annesi gibi olmadığına kanıtlamak için çırpınıp dururken gün geçtikçe annesine dönüşüyordu. Bu çelişki, kitabın kalbinde duran sancı: annesinden kaçarken aslında ona benzemek. Etaf Rum’un anlattığı kadınlık hali; göçmenlik, kültürel baskılar ve görünmez zincirlerle örülü. Kem göz sadece nazar değil, sürekli gözetleyen toplumun ve ailenin bakışı. O bakış altında Yara’nın sessizliği bazen bastırılmışlık, bazen de içten içe bir direnç gibi okunuyor. Ama hikâyenin en güçlü yanı şu: kurtuluş mümkün. Yara kendisine dönmeye başladığı anda kurtulmaya başladı. Tabii bu süreçte aldığı terapinin ve arkadaşı Silas’ın desteği yadsınamaz. Özgürleşme, kahramanca tek başına yapılan bir şey değil; bazen bir aynaya ihtiyaç duyuyor insan. Benim için Kem Göz sadece bir roman değildi; aynı zamanda kendi halime tutulmuş bir aynaydı. Çünkü bazen biz de tıpkı Yara gibi, bir yerlere yetişmeye çalışırken özümüzden uzaklaşıyoruz. Ve kitap bana şunu hatırlattı: kendine dönmeye başladığın an, zincir çözülmeye başlar.
Kem GözEtaf Rum · Koridor Yayıncılık · 202546 okunma
Sihirli Kız Emekli Oluyor – Yetersizlik Duvarını Aşmak
Puan vermedi·160 syf.··
2025 5. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2025 00:00
Park Seolyeon’un Sihirli Kız Emekli Oluyor kitabını başta sadece kafa dağıtmak için almıştım. Hafif, kısa, belki biraz tebessüm ettirir diye düşünmüştüm. Öyle de oldu aslında ama sonra fark etmeden kendimi sihirli kızın yorgunluğunun, kırgınlığının ve o hiç susmayan yetersizlik duygusunun içinde buldum. Kitap boyunca ana karakter, neredeyse her sayfada kendini küçümsüyor, aşağılıyor, yetemediğini düşünüyor. Açıkçası bu kadar yoğun olması bir yerden sonra bana fazla geldi. Hatta düşündüm: “Hiç mi kendine biraz sevgiyle bakmaz bu kadın?” Ama belki de tam olarak bunu göstermek istiyordu yazar: Kadınların kendine karşı ne kadar acımasız olduğunu, bazen biz fark etmeden iç sesimizin ne kadar yıkıcı olabildiğini. Beni asıl etkileyen kısım ise kitabın sonunda, sihirli kızın o meşhur “son zamanın sihirli kızıyla” savaşmaya karar verdiği bölümdü. Yine o iç ses devreye girdi, yine hakaretler başladı… ama bu sefer bir fark vardı: Durdu. Fark etti. Dinledi. Ve susmayı seçti. İşte orada gerçek bir dönüşüm başladı bence. Kitabın adı “Sihirli Kız Emekli Oluyor” ama bu emeklilik bana göre bir bitiş değil; tam tersine bir başlangıç. Sihirli kız artık sürekli güçlü, sabırlı, çözüm odaklı olmak zorunda değil. Artık o hayalini net bir şekilde biliyor ve yıllardır kendine acımasızca davrandığı için değil, gerçekten içinden geldiği için bir hayat seçmeye karar veriyor. Kendine yönelttiği o yıkıcı seslerden emekli oluyor. Ve bu çok kıymetli bir şey. Şunu düşündüm kitap bittiğinde: Aslında hepimizin içinde küçük bir sihirli kız var. Hep birilerine yetmeye çalışıyor, hep bir şeyleri eksik buluyor, hep “biraz daha iyi olsaydım…” diyor. Ama belki artık o sihirli kızı biraz dinlendirmenin zamanı gelmiştir. Çünkü bazen sihir yapmak değil, kendin olmak en büyük mucize.
Sihirli Kız Emekli OluyorPark Seolyeon · Yuzu Kitap · 2025282 okunma