Park Seolyeon’un Sihirli Kız Emekli Oluyor kitabını başta sadece kafa dağıtmak için almıştım. Hafif, kısa, belki biraz tebessüm ettirir diye düşünmüştüm. Öyle de oldu aslında ama sonra fark etmeden kendimi sihirli kızın yorgunluğunun, kırgınlığının ve o hiç susmayan yetersizlik duygusunun içinde buldum.
Kitap boyunca ana karakter, neredeyse her sayfada kendini küçümsüyor, aşağılıyor, yetemediğini düşünüyor. Açıkçası bu kadar yoğun olması bir yerden sonra bana fazla geldi. Hatta düşündüm: “Hiç mi kendine biraz sevgiyle bakmaz bu kadın?” Ama belki de tam olarak bunu göstermek istiyordu yazar: Kadınların kendine karşı ne kadar acımasız olduğunu, bazen biz fark etmeden iç sesimizin ne kadar yıkıcı olabildiğini.
Beni asıl etkileyen kısım ise kitabın sonunda, sihirli kızın o meşhur “son zamanın sihirli kızıyla” savaşmaya karar verdiği bölümdü. Yine o iç ses devreye girdi, yine hakaretler başladı… ama bu sefer bir fark vardı: Durdu. Fark etti. Dinledi. Ve susmayı seçti. İşte orada gerçek bir dönüşüm başladı bence.
Kitabın adı “Sihirli Kız Emekli Oluyor” ama bu emeklilik bana göre bir bitiş değil; tam tersine bir başlangıç. Sihirli kız artık sürekli güçlü, sabırlı, çözüm odaklı olmak zorunda değil. Artık o hayalini net bir şekilde biliyor ve yıllardır kendine acımasızca davrandığı için değil, gerçekten içinden geldiği için bir hayat seçmeye karar veriyor. Kendine yönelttiği o yıkıcı seslerden emekli oluyor. Ve bu çok kıymetli bir şey.
Şunu düşündüm kitap bittiğinde:
Aslında hepimizin içinde küçük bir sihirli kız var. Hep birilerine yetmeye çalışıyor, hep bir şeyleri eksik buluyor, hep “biraz daha iyi olsaydım…” diyor. Ama belki artık o sihirli kızı biraz dinlendirmenin zamanı gelmiştir. Çünkü bazen sihir yapmak değil, kendin olmak en büyük mucize.