“... Eğer insan öteki için neyin doğru olduğunu ve ötekinin bunu görmemekte direndiğini biliyorsa, onun gözlerini açmayı denemelidir. Son sözü ona bırakmalı, ama onunla konuşmalıdır; onunla, onun arkasından bir başkasıyla değil.”
Tüm bu davranışlardan sonra, o dönemde kendimi iyi hissetmiş olmam, şimdi hiç de inandırıcı görünmüyor. (...) Duyarsızlıka duygusallığın bu yan yanalığı bana bile tuhaf geliyordu.
Hanna’yı unutmuş değildim. Ama bir süre sonra anısını her an yanımda taşımaz oldum. Geride kaldı, tıpkı trenle geçerken geride kalan bir kent gibi. Kent hep orada, ardınızda bir yerlerdedir; isteseniz oraya dönebilir, varlığından emin olabilirsiniz. Ama bunu neden yapasınız ki?