"Seninle karşılaşana değin onlardan hiçbir şey istemedim, biliyor musun? Ne de bir ricada bulundum. Hareket dışında ya da bu savaşı kazanmak dışında hiçbir şey düşünmedim. Gerçekten tutkularım çok saftı. Çok çalıştım, şimdiyse seni seviyorum ve" dedi gerçekleşmeyecek her şeyi kucaklayarak "uğruna savaştığımız her şeyi nasıl seviyorsam öyle seviyorum seni de. Özgürlüğü, insan onurunu sevdiğim gibi seviyorum seni, tüm insanların çalışma hakkını, aç kalmama hakkını sevdiğim gibi seviyorum seni. Seni, savunduğumuz Madrid'i sevdiğim gibi, ölen tüm yoldaşlarımı sevdiğim gibi seviyorum. Çoğu da öldü. Pek çoğu. Nice çok olduklarını düşünemezsin bile. Ama seni dünyada en çok sevdiklerim kadar seviyorum, seni daha da çok seviyorum. Seni dünyalar kadar seviyorum, tavşan.
Dile getiremeyeceğim kadar çok seviyorum. Biraz olsun anlayasın diye söylüyorum bunu sana."
(...) hani insan kendisinin alaya alabileceği ama başkalarının alay edemeyeceği bir konuda alay edildiği zaman nasıl kasılırsa, öylesine kaskatı kesivermişti.
Karanlık bastırınca hep kendini yalnız hissetmeye başlardı, bu gece kendini öylesine yalnız hissediyordu ki, içini açlık gibi bir boşluk doldurmuştu.