Körlük oldukça çarpıcı ve okuyanı yazarın zekasına hayran bırakan bir yapıt. Çarpıcı hatta rahatsız edici olduğundan bu kitabı iki ayrı fazda okuyabildim çünkü bazı kısımları bende belki de gereksiz hassasiyet uyandırdı. Yazarın zekasına hayranlık duyduğumuz kısım da burada başlıyor zaten. Karakterlerine isim vermeden, nokta ve virgülden başka noktalama işareti kullanmadan olabildiğince az malzemeyle sarsıcı bir kıyamet sonrası senaryo okutuyor bizlere. Hatta yazarın kullandığı dil, bazı yerlerde okurun kendine soracağı sorulara araya girip cevap vermesi gibi detaylar olayların çığırından çıkışını Saramago’yla birlikte, “hepimiz bir anda kör olsaydık” diye düşündüğü kafede, olaylar üzerine tartışıp romanı birlikte kurguluyormuşuz hissi uyandırdı bende.
Spoiler içeren kısımlar!
Kitabın başında karantinaya alınan körlerin ve kör olması muhtemel insanların eski bir akıl hastanesine kapatılmasıyla maruz kaldıkları muamele kitabın gidişatıyla ilgili fikir veriyordu ama sadece karınlarını doyurabilmek için neler yapacaklarını pek tahmin edememiştim doğrusu. Görme yetisini kaybetmiş bir grup insan daha ne kadar insanlıktan çıkabilir ve bu şartlar altında yaşamı sürdürecek motivasyonu nasıl sağlayabilir diye düşünürken, yazar kurguladığı korkunç toplu tecavüzler, klan savaşları ve çürümüş ceset kokularıyla insanların her koşula nasıl da uyum sağladığını çok güzel ortaya koyuyor. Pek çok noktada ben olsam ne yapardım diye kendimi sorguladım... Yazarın da kitapta dediği gibi “Bir gün, bu dünyada artık yararlı hiçbir şey yapamaz hale geldiğimizin farkına vardığımızda, yaşamımıza son verecek kadar cesaretli olabilmeliyiz”
İş bir noktada bireyin ötesinde tüm topluma sirayet etmiş bir aksaklığa dönüşünce hükümet, banka sistemi, özel mülk, ahlak kuralları, hijyen kuralları ve