Şurası bir doğru ki, bir insan kendisine değgin ne denli yalanlar uydurursa uydursun, ister istemez ve zorunlu olarak düşlerini, tasarılarını, özlemlerini, hayallerini, yani yine de kendisini anlatmaktadır. İnsanoğlu büsbütün kendinden kopuk, yalıtılmış yalanlar uyduramaz. Bu yüzden her yalanda, yalanı söyleyenin bir gerçek yanı da gizlidir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Korku, ürküntü, yaşama isteği kalmamıştı içimde. Uzaktan telkin edilen sözlerle kendime has bir huzur hissediyordum. Beni teselli eden tek şey, ölümden sonra yok olma umuduydu.
Karanlık; her yere yayılan, her yere sızan bu yoğun, akışkan maddeye alışmıştım. Kaybolan düşüncelerim, unutulmuş korkularım, beynimin hangi köşesine gizlendiğini bilmediğim, inanılmaz, korkunç düşünceler kazanlıkta yeniden canlanıyor, ilerlemeye başlıyor, alay ediyordu benimle.
Korkunç olan şey, ne dipdiri ne hepten ölmüş biri olduğumu hissetmemdi. Sadece canlı cenazeydim. Ne dirilerin dünyasıyla bağım vardı, ne ölümün unutulmuşluğundan, huzurundan yararlanıyordum.