İrem

İrem
@orontees
yazmak için yaşamak, yaşamak için yazmak
Bihter Olmanın Zorluğu
Puan vermedi
Sevgili okurlar merhaba, Dilerim iyisinizdir. Pandemi sürecinde hayatlarımız Servet-i Fünun Edebiyatı dönemini andırdı desek abartı olmaz. Hepimiz toplumsal baskıdan, ekonominin durumundan, siyasi polemiklerden çok bunaldık. Birçok insan kendi hayatını sorgulamaya başladı. Online hayatta psikolojimizin fazla olumsuz etkilenmesinin başka sebepleri de olduğu düşünüyorum. Online hayatın kendimizi aslında toplumdan soyutlamış olduğumuzu fark ettirdiğini düşünüyorum. Bu süreçte iyi kötü kendimizle yüzleştik. Birçok insan yalnızlıktan korktuğunu, sahte ilişkiler içinde olduğunu fark etti. Bu düşüncelere daldığımda karşıma Aşkı Memnu’nun tekrarı çıktı. Kendimi Izthak Perlman'ın Tango adlı parçasının büyüsüne bıraktım, fakat yine Bihter’e üzüldüm. Halit Ziya Uşaklıgil'in insan psikolojisinin derinlerine inmedeki başarısı ile oyuncuların yeteneği birleşince ortaya kalıcı bir dizi çıktı. Döneminde yayınlanırken ve sonraki tekrarlarında dizi ilgimi çekmemişti. Bir ödevim gereği narsizm ile ilgili araştırmalar yaparken Aşkı Memnu ile ilgili makaleler karşıma çıkmıştı. Karakterlerin bir ortak özelliği vardı: Behlül’ün, Bihter, Matmazel, Nihal ve Bülent’in anne ile güvene dayalı bir bağ kuramaması. Burada konu öz veya üvey anne ayrımı değil, annelik içgüdüsü ve sevgidir. Okuduğum makaleler anne figürü ile sağlam bir ilişki kurulamamasının kişiyi hırçınlaştırabileceğini, narsisizme yakınlaştırabileceğinden bahsediyordu. Bir makalede ise “Oedipus evresinde, karşı cinsten ebeveyne olan aşktan dolayı rakip olarak görülen aynı cinsten ebeveyne kin ve rekabet duyguları oluşur.” diyordu. Bu durum Bihter ve Firdevs Hanım arasındaki durumu anlatıyordu. Gerçekten de dizi anne kız arasında bir düşman ilişkisi görürüz. Dikkatimi çeken bir unsur ise aynalardı. Dizide ve kitapta ayna imgesine
Aşk-ı MemnuHalid Ziya Uşaklıgil · Yakamoz Yayınları · 201622,8bin okunma
Reklam
Ankara'da Mevsimler
Puan vermedi·768 syf.·
2020 59. kitabı
"Madde 4-Sizin olmayan sözcükler size ihanet eder. …. …. Madde 50-Herkes kendi aşkı adına konuşsun.” Arayış içindeki insanların öykülerini dinlemeyi ve paylaşmayı sevmişimdir, çünkü paylaşmayınca hikayenin hakkını vermiyormuşuz gibi gelir. Kitaplığımda okunmayı bekleyen adı duyulmuş romanlar varken beni Ankara’da Mevsimler adlı roman hakkında yazmaya iten sebep bu olsa gerek: benliğe ulaşma macerası. Kahramanımız Özgür’ün de üniversiteye başlayan çoğu genç gibi yapmayı ve yaratmayı düşlediği şeyler vardır, bir yandan da yeni hayata alışmaya çalışmaktadır. Bir kasabadan çıkıp Ankara’ya geldiğinde sudan çıkmış balık kadar şaşkın olmasa da korkuları vardır. Odtü’de bir yıl hazırlık okuması gerektiğini kabullenmekle birlikte şehri keşfetmek ister. İnsanın kendini geliştirmeye çalışması güzeldir. Ankara kendini ona önce kültür sanat konusunda tanıtır. Özgür daha önce adını duymadığı Mozart’ın, Bukowski’nin eserlerini öğrenir, resim sergilerine gider.Özgür askerdeyken adını duyduğu yazarların romanlarını Ankara’da kolayca bulur. Odtü’ye gelince etrafta her sazdan çalan öğrenci olduğundan adapte olmakta zorlanmaz. Bazen de her Ankaralı gibi kendini Kızılay’da, Sıhhiye’de dolaşırken bulur. Özgür Ankara’da her mevsimin bir başka anlamı olduğunu görür. Sonbaharda yaprakların turuncusuyla kırmızısının aynı anda dökülürken oluşturduğu uyumundan büyülenir, karın bir doğal olaydan ötürü değil de sadece şehri güzelleştirme amaçlı yağdını düşünür. Bahar ruhunu okşarken yenilenir, deniz olmasa da yazın Ankara’da kalmak ister. Ankara’nın ona hayal ettiğinden daha fazlasını vermek için uğraşması onu mutlu eder. Ne yazık ki çoğu insan gibi Özgür’ün de para sıkıntısı olur ve ek iş arar. İşte burada umutsuzluk sinyalleri çalmaya başlar ve “Mezun olduktan sonra ne yapmam gerek?” sorusu
Ankara'da MevsimlerAli Ulvi Özdemir · Alter Yayınları · 20106 okunma
Puan vermedi·481 syf.·
2020 2. kitabı
“ŞEHİRLER DEĞİŞİR, SEMTLER DEĞİŞİR, İNSANLAR DEĞİŞİR” Pınar Sözer Tonga'ya... Uzun zaman olmuş adam gibi roman okumayalı veya okumayı sevdiğimden dokuz ay gözüme çok göründü herhalde. Bu süreçte elime kitaplar almadım mı? Aldım, ama hiçbirinde en son okuduğum roman olan Serenad’ın tadını bulamadım. Kitabın temelinde toplumun olması, olayların karakterlerin başından geçip sonra genel bir bütünlüğe varması ve farklı kişilerin, farklı hayatların bir yerde kesişmesi bana bu kitabın Livaneli tarafından yazıldığını hemen belli eden özelliklerden. Tabi dilin ele alınış biçimini de unutmamak gerek. Yazarın kitabın arka kapağında dediği gibi, her şey 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir günde İstanbul Üniversite’sinde halkla ilişkiler görevini yürüten 36 yaşındaki Maya Duran’ın ABD’den gelen, Alman asıllı Prof. Maximilian Wagner’i karşılamasıyla başlar. Maya kocası Ahmet’ten ayrılmış, 14 yaşındaki oğlu Kerem ile birlikte yaşayan bir kadındır. Oğlu Kerem tam anlamıyla teknoloji bağımlısı bir çocuktur, eve gelir, bilgisayarının başına oturur, gecelere, sabahlara kadar oradan kalkmaz, yemek zamanları yemeğe oturmaz, hamburger tarzı şeylerle geçiştirir. Buradan anlayacağımız gibi anne-oğul ilişki kötü. Günümüzde de aile arasında böyle ilişkilerin olması yazarın gözlemci bir yapısı olduğunu gösterir. Livaneli’nin yazdığı şeyler aslında topluma çıkar. Profesör Wagner ise deneyimli, kibar ve yaşına rağmen hala yakışıklı bir adamdır, ama biraz gizemli durması, İstanbul’dan kaçmaya çalışırmışçasına olan tavırları Maya’nın dikkatinden kaçmaz. Birkaç yıl sonra doksanına basacak olan bu adamın İstanbul Üniversitesi’ne yıllar sonra bir konferans, konuşma için gelişi Maya’nın durgun hayatına renk katmakla kalmaz, yıllar önce sönen bazı sırların küllerinden yeniden doğmasına
SerenadZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2020163,9bin okunma