“ŞEHİRLER DEĞİŞİR, SEMTLER DEĞİŞİR, İNSANLAR DEĞİŞİR”
Pınar Sözer Tonga'ya...
Uzun zaman olmuş adam gibi roman okumayalı veya okumayı sevdiğimden dokuz ay gözüme çok göründü herhalde. Bu süreçte elime kitaplar almadım mı? Aldım, ama hiçbirinde en son okuduğum roman olan Serenad’ın tadını bulamadım. Kitabın temelinde toplumun olması, olayların karakterlerin başından geçip sonra genel bir bütünlüğe varması ve farklı kişilerin, farklı hayatların bir yerde kesişmesi bana bu kitabın Livaneli tarafından yazıldığını hemen belli eden özelliklerden. Tabi dilin ele alınış biçimini de unutmamak gerek.
Yazarın kitabın arka kapağında dediği gibi, her şey 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir günde İstanbul Üniversite’sinde halkla ilişkiler görevini yürüten 36 yaşındaki Maya Duran’ın ABD’den gelen, Alman asıllı Prof. Maximilian Wagner’i karşılamasıyla başlar. Maya kocası Ahmet’ten ayrılmış, 14 yaşındaki oğlu Kerem ile birlikte yaşayan bir kadındır. Oğlu Kerem tam anlamıyla teknoloji bağımlısı bir çocuktur, eve gelir, bilgisayarının başına oturur, gecelere, sabahlara kadar oradan kalkmaz, yemek zamanları yemeğe oturmaz, hamburger tarzı şeylerle geçiştirir. Buradan anlayacağımız gibi anne-oğul ilişki kötü. Günümüzde de aile arasında böyle ilişkilerin olması yazarın gözlemci bir yapısı olduğunu gösterir. Livaneli’nin yazdığı şeyler aslında topluma çıkar. Profesör Wagner ise deneyimli, kibar ve yaşına rağmen hala yakışıklı bir adamdır, ama biraz gizemli durması, İstanbul’dan kaçmaya çalışırmışçasına olan tavırları Maya’nın dikkatinden kaçmaz. Birkaç yıl sonra doksanına basacak olan bu adamın İstanbul Üniversitesi’ne yıllar sonra bir konferans, konuşma için gelişi Maya’nın durgun hayatına renk katmakla kalmaz, yıllar önce sönen bazı sırların küllerinden yeniden doğmasına