İnançlı olmak cesur olmayı, tehlikeye atılabilmeyi, acı ve düş kırıklığına hazırlıklı olmayı gerektirir. Emniyet ve güvenliği yaşamının birinci koşulu sayanlar inançlı olamaz. Kendini koruma sistemleri içine hapseden, mal mülk edinmenin emniyet olduğunu sanan kişi kendisini bir tutukluya dönüştürür. Sevilmek ya da sevmek, çok önemli bazı değerleri düşünmek ve bu değerler için her şeye son verecek adımı atmak için cesaret gerekir.
Sevgi, narsisizmin hemen hemen olmadığı alçakgönüllülüğün, nesnelliğin ve düşüncenin gelişmekte olduğu yerde vardır. Kişi tüm yaşamını bu amaca adamalıdır.
Başkalarıyla olan ilişkide yoğunlaşma demek, dinlemeyi bilmek demektir. Çoğu insan diğerlerini gerçekten dinlemeden dinler görünür, hatta öğüt bile verir. Karşısındakinin konuşmasını ciddiye almadıkları gibi kendi konuşmalarını da ciddiye almazlar. Sonuç olarak konuşma onları yorar. Onlar yoğunlaşıp dinlediklerinde daha da yorulacakları kanısına sahiptirler. Ancak gerçek bunun tersidir. Yoğunlaşarak yapılan bir faaliyet kişiyi diri tutar (buna rağmen sonrasında doğal ve yararlı bir yorgunluk duyulur), buna karşın yoğunlaşmadan yapılan faaliyet kişinin uykusunu getirir, günün sonundaysa kişinin uykusunu kaçırır.
Burada saçma konuşmadan kaçınmak kadar, kötü arkadaşlıktan kaçınmanın da önemli olduğunu söylemeliyim. Kötü arkadaşlık derken yalnız kötü niyetli, yıkıcı kişileri kastetmiyorum; kişi onlardan çevrelerini zehirledikleri ve can sıkıcı oldukları için kaçınmalıdır. Aynı zamanda kişi, bedenleri canlı olduğu halde ruhları ölü olan, düşünce ve konuşmaları sıkıcı olan, konuşacağı yerde gevezelik eden, düşüneceği yerde kalıplaşmış fikirlerden söz eden zombilerin arkadaşlığından da kaçınmalıdır. Ancak böyle kişilerin arkadaşlığından kaçınmak her zaman olası değildir, bazen gerekli bile değildir. Eğer kişi beklenen tepkiyi göstermez, yani kalıplar ve saçmalıklarla onları umdukları gibi yanıtlamaz, açık ve insanca davranırsa, böyle kişilerin beklemedikleri seyin yarattığı sapkınlığın yardımıyla davranışlarını değiştirdiklerini görür.