Emirhan

MÖ 638 yılında, Çin tarihinde Bahar ve Güz Çağı diye bilinen dönemde Sung ve Çu adlı iki feodal devlet, Orta Çin'deki Hung Nehrinde bir çarpışmaya girdiler. Dük Hsiang tarafından yönetilen Sung ordusu nehrin kuzey yakasına savaş düzeninde yerleşti; Çu ordusunun nehri geçmesi gerekiyordu. Askerler yarı yoldayken, Hsiang'ın vekillerinden biri yanına geldi ve "onlar kalabalık biz azız; hepsi nehri geçmeden önce saldırmamız için emir verin," dedi. Dük reddetti. Düşman nehrin kuzey kıyısına ulaşıp henüz hatlarını oluşturmamışken, aynı vekil yine dövüşün başlamasını istedi; Dük bir daha reddetti. Çu askerleri uygun bir şekilde dizildikten sonra hücum emri verdi. Akabindeki savaşta Dük yaralandı ve ordusu dağıldı. Tarihi kayıtlara göre Sung halkı yenilgiden hükümdarlarını suçlar, fakat Hsiang şöyle der: "Seçkin kişi rakibinde ikinci bir yara açmaz ve saçları kırlaşmış hiç kimseyi tutsak almaz. Atalarımız ordularını savaş alanında topladıklarında, dar yerden geçen bir düşmana saldırmazdı; çökmüş bir hanedanın zayıf bir temsilcisi olsam bile davullarımı düzene girmemiş bir düşmana saldırmak için vurdurtmam."
Sayfa 303·Kitabı okuyor
Savaşa dair modernist görüş, Randall Jarrell’in şu şiirinde acımasızca özetlenmiştir: Son haddine dek çoğaldı ölümler, arttı kârlar: Anımsanıyor sadece yas ve yasını tuttuklarımızca; Kazandığımız savaşlar, kaybettiğimiz savaşlar, Ve dünya … eskisi gibi hâlâ.
Sayfa 163·Kitabı okuyor
Katliamları başlatan insanlar, kendi kaderini belirlemenin normal (hatta şiddet içermesi normal) süreçlerine katılma hakkını kaybeder. Askerî yenilgiye uğratılmaları ahlaken zorunludur.
Sayfa 159·Kitabı okuyor
Bir halk katledilmeye başlandığında, yardımlarına koşmadan önce kendine yetme sınavını geçmelerini beklemeyiz. Bizi olaya çeken tam da onların bu çaresizliğidir.
Sayfa 159·Kitabı okuyor
Devlet içindeki hâkim güçler ciddi insan hakları ihlallerinde bulunuyorsa, Mill'in kendine yetmek anlayışına uygun bir şekilde, kendi kaderini belirleme ilkesine başvurmak pek cazip bir seçenek değildir. Bu yaklaşımın, toplumun bütününün özgürlüğüyle ilgisi vardır; toplum fertlerinin (önemli bir kısmının) temel özgürlükleri tehlikede olduğu zaman hiçbir gücü kalmaz. Siyasi rakiplerin, ulusal azınlıkların, dini mezheplerin köleleştirilmesine, katledilmesine karşı, dış yardım dışında başka bir yardım gelmeyebilir. Bir hükümet, vatandaşlarına vahşet uyguladığı zaman kendi kaderini belirlemek fikrinin geçerli olduğu bir siyasi toplumun varlığından elbette ki şüphe duymalıyız.
Sayfa 153·Kitabı okuyor