Ömer Yılmaz ÖZCAN

Ömer Yılmaz ÖZCAN
Kalmışım ara yerde, tozdayım, dumandayım Kirli bir mekândayım, iğrenç bir zamandayım.
Ah.
Eleme, kedere, hattâ sevince bir sınır tayin etmek... Bunu, yalnız şehirlerde olur bilirdim. Meğer insan, köylerde, dağ başlarında ve mağara kovuklarında da samimi olmak, içinden geldiği gibi, içinden geldiği kadar gülüp ağlamak hürriyetine sahip değilmiş. Toplumun görenekleri, kuralları, insanların yarı çıplak yaşadıkları bu köstebek yuvalarında da aynı şiddetle hüküm sürüyormuş.
Sayfa 39 - iletişim yayınları.·Kitabı okudu
Reklam
Köylü kelimesini kaldırarak türkoğlu yazsak ağır olur mu?
Zavallı köylü çocuğu! Sen, iki üvey ananın yavrususun. Biri demin seni döven anandır, öbürü de seni her gün döven, doğduğundan beri her gün döven yurdundur. İkisinin acısı arasında, böyle kavrulup gitmişsin.
Sayfa 38 - iletişim yayınları.·Kitabı okudu
Üç yaşında, dört yaşında yavrular görüyorum. Hepsi, yüzlerine, kırk yaşında bir adam maskesi takmış gibi. Yürüyüşlerinde bile olgun bir adam ağırlığı var. Arkalarından bakarken, onlara, birtakım kederli cüceler denebilir.
Sayfa 38 - iletişim yayınları.·Kitabı okudu
Peh.
Her memleketin köylüsüyle okumuş yazmış zümresi arasında, aynı derin uçurum var mıdır? Bilmiyorum! Fakat okumuş bir İstanbul çocuğu ile bir Anadolu köylüsü arasındaki fark, bir Londralı İngilizle bir Pencaplı Hintli arasında ki farktan daha büyüktür.
Sayfa 36 - iletişim yayınları.·Kitabı okudu
Doğru tespit belki ülkenin %90 nı kuş gibidir malesef.
Kuşlar nasıl sevişir? Kediler nasıl sevişir? Biliyorum. Làkin, bu köy halkının nasıl seviştiklerini tahmin edemiyorum. Bizim gibi, göz göze bakışırlar mı? El ele tutuşurlar mı? Dudak dudağa gelirler mi? Okşayışları nasıldır? Kalbin, bir sūt çanağı gibi kabarıp taştığı dakikada, ağızlarından çıkan sesin anlamı ve ahengi nedir?
Sayfa 35 - iletişim yayınları.·Kitabı okudu
Reklam