Dorian Gray'i okumadan önce yer alan açıklayıcı notlar olmasaydı, okurken eşcinsellik çağrışımları muhtemelen bu kadar dikkatimi çekmezdi. Ancak kitabın yazıldığı dönemi düşündüğümüzde, bu anlatımın bile Britanya'da büyük yankı uyandırmış olması ve ilerleyen süreçte yazarın bu konuyla ilişkilendirilerek yargılanıp hapis cezası alması esere farklı bir tarihsel anlam katıyor.
Hikâye kısa olmasına rağmen metin boyunca yer verilen açıklayıcı notlar, benim için okuma keyfini zaman zaman azalttı. Günümüzde okunduğunda ise kitabı, eşcinsellikten çok Oscar Wilde'ın yaşadığı dönemde estetikçilik ve hazcılık anlayışına duyduğu ilgiyi ve bu düşünceleri ele alış biçimini yansıtan bir eser olarak değerlendirdim.
19-cu əsrin sonu, 20-ci əsrin əvvəli, Londonda baş verən bir hekayə... Qəhrəmanımız Cefri Tempest özünü digərlərindən ağıllı hesab edən, gənc, amma uğursuz bir yazıçıdır. Lakin onun taleyi, uzaq qohumlarından birinin ona 5 milyon funt miras qoyduğunu öyrənəndən sonra tamamilə dəyişəcək. Bu pul, ona eyni zaman həm zənginliyin, həm şöhrətin, həm də kədərin qapısını açacaq. Lakin pulun ona gətirəcəyi şeylər, bununla sərhədlənmir, bu sərvət, ona həmçinin çox yaxın bir "dost" olan Şəhzadə Lusio Rimanezi də gətirəcək.
Əsərdə əsas hadisələr, Cefrinin qazandığı sərvətdən sonra, Şəhzadə Rimanezin köməkliyi ilə yüksəlişindən və yuxarı təbəqəyə daxil edilməsindən sonra başlayır. Rimenez obrazına isə Türklər demiş, ayrıca "Parantez" açmaq lazımdır. Korelli İblis obrazını şər bir obraz kimi yox, tam əksinə iztirablarla dolu traqik bir obraz kimi təsvir edir. İblisin tək qurtuluşu bütün insanlığın saflığa və mərhəmətə dönüşüdür. Lakin günümüz dünyasında bu onun üçün mümkünsüz görünür... Kitabdaki əsas ideyanı, Oscar Wilde'ın bu cümlələri ilə əsaslandıra bilərik, "Şeytan sadəcə təklif edər, insan istərsə seçər..."
Orman çekilişinde 3 oyuncaktan ikisi karıncaya çıkınca son oyuncağın kime verileceğini seçmek orman kralı aslan Oscar'a kalır. Tüm hayvanlar çeşitli özelliklerini söyleyerek Oscar'ın oyuncağı kendisine vermesini ister. Oscar ise kimseyi kırmak istemez. O sırada imdadına karınca yetişir ve karıncanın bulduğu tüm oyuncakların herkesin olması fikriyle tüm hayvanlar sevinir. Oyun arkadaşı olmadıktan sonra oyuncağın ne önemi var, mesajını veren hikâye özellikle anaokulu-kreş çocukları için faydalı olabilir. Paylaşmaya teşvik edici bir yanı var. Çocukların hayvan sevgisiyle bu zor mesajı kabullenmeleri kolaylaşabilir. Ama çocukların büyük bir kısmını etkileyecek kadar iyi bir hikâye mi? Bence değil. Yine de olumlu yönde etkileyeceği çocuklar olur. Özellikle sınıf ortamında toplu okunup soru-cevapla pekiştirilirse etkisi artabilir. Harika, muhteşem denemez ama vasat ya da birazcık vasat üstü sayılabilir... Resimleri fena değil ama daha sevimli, daha canlı olabilirdi. Böylece çocuklar için daha ilgi çekici olurdu ama artık olduğu kadar. :)
Eric Emmanuel Schmitt'in kitapları kısa ve bir şekilde içinize dokunan romanlar 10 yaşında lösemi hastası olan küçük Oscar ameliyat olmuştur ancak durumu düzelmemiştir. Zamanı azaldığı için ailesi onunla ağlamadan iletişim kurmayı beceremiyordur. Bu yüzden sadece pazar günü yapabildikleri hasta ziyareti genelde alınan hediyelerin kurulumunu okumakla geçiyordur.. Oscar'ın ziyaretine gelen Rose anne Oscar için özel izin koparmış ve 12gün boyunca sadece Oscar'la ilgilenmek üzere hastaneye gelecektir. Noel baba ve Tanrı'nın varlığına inanmayan Oscar'a aynı kişi olmadıklarını açıklayacak ve kendi ülkesindeki geleneği anlatarak her günün 10 yıla denk geldiği mektupları Tanrı'ya yazmasını tavsiye edecektir. Böylelikle Oscar ergenlik döneminde çapkınlık yapacak hayatının aşkı mavi peggy ile evlenecek sonra yaptığı çapkınlığın bedelini ayrılık acısıyla ödeyecek yaşlılığında affedilecek ve son günlerinde dilek hakkını kullanmayacaktır. 110yaşında ölmeye başladığını yazdığı mektubu son yazısıdır. 12nci günün sabahında ölmüştür ve Rose annesi mektubu yazar ve Oscar sayesinde Tanrı'ya daha çok inandığını ve onun sayesinde güreş öğrenip hikayeler uydurduğunu itiraf eder..
Bu kitap, bitirmemek için yavaş yavaş okunan; ancak her sayfasında merakı daha da artırdığı için bir solukta bitirmek istenen türden bir eserdi. Lord Henry, Dorian’ın adeta iç sesi gibi ona sürekli fısıldayarak kendi benliğinden uzaklaşmasına ve yalnızca arzularının peşinden gitmesine neden olur. Dorian’ı öylesine yüceltir ki, kitabın ilerleyen sayfalarında onun gerçek kişiliği ortaya çıktığında okuyucuyu ters köşe yaparak şaşırtmayı başarır.
Basil Hallward ise Henry’nin tam tersi bir karakterdir. O, insanın vicdanını ve ahlaki yönünü temsil eder. Dorian’a yaptığı telkinlerle onu kendini sorgulamaya yöneltmeye çalışsa da Dorian’ın vicdanı çoktan körelmiştir. İçinde kalan son vicdan kırıntısını da Basil’i öldürerek yok eder.
Kitabın en önemli ayrıntılarından biri, Dorian’ın kendi portresinde adeta hapsolmuş olmasıdır. Günler geçtikçe kendisinin genç kalmasına rağmen portresinin değişmesini bile kıskanır. Kibri ve bencilliği arttıkça portredeki yüzün de aynı oranda çirkinleştiğini görür. Bu portre, aslında Dorian’ın ruhunun ve işlediği günahların bir yansımasıdır.
Kısacası, “Dorian Gray’in Portresi”, vicdan ile arzuların çatışmasını etkileyici bir şekilde ele alan; insanı kendi değerlerini, seçimlerini ve benliğini sorgulamaya iten unutulmaz bir eserdir.