Bu kitabın ana karakteri kim bittikten sonra bile çözebilmiş değilim? Sofia mı ? Rose mu?
Mutsuz bir çocukluk sonrası evden kaçış için Yunanlı bir adamla evlenen Rose genç yaşta eşi tarafından terk edilince kızı Sofia’yi tek başına büyütmek zorunda kalmış hastalık hastası bir kadın.
Küçücük yaşında babası tarafından annesine bırakılan ve o yaşından itibaren hasta annesine bakıcılık yapmak zorunda kalan ve kendi için hiç yaşamamış genç bir kadın Sofia.
Bu iki yaralı kadın İspanya’da buldukları bir klinikte Rose’un hastalığını tedavi ettirmek için hayatlarını tepe taklak ederek küçük bir kasabaya taşınıyorlar ve hikayemiz burada başlıyor.
Ben çok sevdim bu kitabı ve çok gerçekçi buldum. Sevginin ne kadar hastalıklı olabileceğini, insan ilişkilerinde -bu anne kız bile olsa- mesafenin ve hayır demenin ne kadar önemli olduğunu, bir insanın tek başına ayakta durabilecek güce sahip olmasının ne kadar kıymetli olduğunu şahane anlatmış.
Kitapta en etkilediğim şey ise Sofia’nin annesi yürüyemediği için zaman zaman topallayarak yürümesiydi, insan beyninin ne menem bişey olduğunu düşündürdü kitap boyunca bu bana.
Kitabı bitirir bitirmez filmini de izledim ama filmi beni kitap kadar tatmin etmedi, pek çok duygu havada kalmış ve kitabı okumasaydım filmden hiç zevk almazdım. Kitabı okuduğum için boşlukları doldurmuşum gibi hissettim.
#deborahlevy #sıcaksüt #roman #afrikaedebiyatı #2026okuduklarimsedus @everestyayinlari @bizimbuyukchallengeimiz madde20