İnel: Yücelik duygusu denen bir duygu var. Bu duyguyu uyandıran şeylerin başında ürkütücü, sınırsız ve heybetli boyutlarıyla Doğa'nın geldiği söylenir; örneğin fırtınalı bir deniz, devasa bir uçurum, "başı göklere değen" dağlar, içinde kaybolduğumuz ormanlar, vb. Bu "Yüce", haz ilkesinin ötesinde bulunur. Burada da *jouissance* karşımıza çıkıyor, değil mi?
Žižek: Evet. Yücelik güzellikten farklıdır. Güzellik sakinleştirirken Yücelik heyecanlandırır. Yücenin verdiği haz, paradoksal bir haz, yani *jouissance*'tır. Yüce duygusu bir huzursuzluk hissi ve aynı zamanda hazdır; yücelik duygusu uyandıran şeyler hem haz hem de hoşnutsuzluk verir. (İYN 215, 216)
İnel: Günümüz tüketim toplumunda *haz'dan* mı yoksa *jouissance*'tan mı bahsetmek gerekir?
Žižek: Toplumda her ikisi için de uç figürler vardır: Bir yanda acıdan kaçan fakat her tür hazza koşmayıp onu dikkatle tartan, hesaplayan "aydınlanmış" hedonistler, diğer yanda ise ölümcül bir *jouissance* içinde varlığını tüketmeye hazır olan uyuşturucu bağımlıları.