Osman Karasu

Osman Karasu
@osman481
kendime notlar
Kobe Steel yöneticisi şöyle söyledi (onun ağzından çıkanları ben kendi sözcüklerimle aktarıyorum): “Üzgünüm ama siz ekonomistler gerçek dünyanın nasıl işlediğini anlamıyorsunuz. Ben metalürji alanında doktoramı tamamladım ve neredeyse otuz yıldır Kobe Steel Şirketi’nde çalışıyorum. Denem o ki, çelik üretimi konusunda az çok bir şeyler biliyorum. Ancak, benim şirketim o kadar büyük ve karmaşık ki ben bile şirketin içinde gerçekleşen şeylerin yarısını anlayamıyorum. Muhasebe ve pazarlama alanındaki diğer yöneticilere gelince, onların da gerçekten en ufak bir fikri yok. Buna rağmen, yönetim kurulumuz, çalışanlarımız tarafından sunulan projelerin büyük bir çoğunluğunu düzenli olarak onaylıyor, çünkü çalışanlarımızın şirketin iyiliğini istediğine inanıyoruz. Herkesin kendi çıkarı için çalıştıklarını düşünseydik ve sürekli çalışanlarımızın motivasyonlarını sorgulasaydık, şirket çalışamaz hale gelirdi, çünkü zamanımızın tamamını gerçekten anlamadığımız önerileri inceleyerek harcardık. Kobe Steel Şirketi veya devlet, fark etmez, eğer herkesin sadece kendi çıkarını savunduğunu düşünürseniz, büyük bir bürokratik kuruluşu yönetemezsiniz.”
Sayfa 71·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ayrıca, zengin ülkelerde şirketler benzer sektörlerde faaliyet gösterseler bile fakir ülkelerdekilere oranla birbirleriyle daha çok işbirliği içinde çalışıyorlar. Örneğin, Danimarka, Hollanda ve Almanya gibi ülkelerdeki süt ürünleri sektörleri bugün bu noktaya gelebildiler, çünkü devlet desteğiyle organize olup kooperatifler kurarak işleme tesisleri (örn. kaymak makineleri) ve yurtdışına pazarlama alanlarına ortaklaşa yatırımlar yaptılar. Buna karşılık, Balkan ülkelerindeki süt ürünleri sektörleri onlara aktarılan büyük mikrokredilere rağmen gelişemediler, çünkü buralarda çiftçiler kendi başlarına hareket etmeye çalıştılar. Bir örnek daha: İtalya ve Almanya’daki pek çok küçük şirket sanayi dernekleri sayesinde (hükümet sübvansiyonları desteğiyle) tek başlarına başaramayacaklarından ortaklaşa AR-GE ve ihracat pazarlaması yatırımları yaparken, gelişmekte olan ülkelerdeki firmalar bu alanlara yatırım yapmıyorlar, çünkü buralarda böyle kolektif bir mekanizma yok. Girişimcilik zengin ülkelerde şirket seviyesinde bile oldukça kolektif bir hale dönüştü.
Sayfa 212·Kitabı okudu
On sekizinci yüzyıldan itibaren insanların belirli "durumlara doğduğu" ve hayatlarının geri kalanında bu durumu sürdürdükleri feodal düzen Avrupa’da liberallerin saldırısına uğradı. Onlara göre, insanlar doğdukları durumlara göre değil başarılarına göre ödüllendirilmeliydi (bkz. Bölüm 20). Elbette, söz konusu liberaller on dokuzuncu yüzyıl liberalleriydi. Bu nedenle, bugünün liberallerinin (en azından Avrupa’da liberal yerine “merkezin solu” olarak adlandırılabilecek tüm Amerikal liberallerin) itiraz edecekleri görüşlere sahiplardi. Hepsinden önemlisi, demokrasiye karşıyıdılar. Fakir kadın ve erkeklere oy hakkı verilemeyeceğine, çünkü zihinsel becerileri olmaması nedeniyle kapitalizme zarar verebileceklerine inanıyorlardı. Peki, neden böyleydi? On dokuzuncu yüzyıl liberalleri yoksunluğun zenginliğin birikmesi ve dolayısıyla ekonomik kalkınma için kilit önem taşıdığını düşünüyorlardı. Emeklerinin meyvesini toplamış insanların kendilerini hemen ödüllendirmek yerine yatırım yapmaları gerekir, tabii eğer zenginliğe ulaşmak istiyorlarsa. Bu dünya görüşüne göre, fakirlerin fakir olmalarının nedeni kendilerini tutamamalarıydı. Bu nedenle, fakirlere oy hakkı verilirse, zenginler üzerindeki vergiyi arttırıp kazancı hemen paylaştırmak yerine mevcut tüketimlerini arttıracaklarını. Bu, kısa vadede fakirlerin durumunu iyileştirirdi ama uzun vadede yatırım ve dolayısıyla büyümeyi azaltacağından durumu çok daha kötü bir hale getirirdi. Fakir karşıtı politikalarında liberaller klasik ekonomistler tarafından entelektüel anlamda destekleniyordu. On dokuzuncu yüzyıl İngiliz ekonomisti David Ricardo aralarında en parlak olanıydı. Bugünün liberal ekonomistlerinin aksine klasik ekonomistler kapitalist ekonominin bireylerden oluştuğunu düşünmüyorlardı. İnsanların kapitalist, işçi ve
Sayfa 182·Kitabı okudu
ABD vatandaşlarının satın alma gücünün daha yüksek olması büyük oranda özellikle hizmet sektörlerindeki pek çok diğer vatandaşın çektiği yoksulluk ve güvensizlik sayesinde elde ediliyor. Ayrıca, Amerikalılar benzer ortalama milli gelire sahip diğer milletlerden daha çok çalışıyorlar. Çalışılan saat başına hesaplandığında, ABD geliri satın alma gücü bakımından bile pek çok Avrupa ülkesinin gerisinde kalıyor.
Sayfa 149·Kitabı okudu
"Başka bir deyişle, serbest piyasa ekonomistlerinin bahsettikleri görünmez ödül / yaptırım mekanizmalarının yarattığı optik ahlak yanılsaması sadece o ekonomistlerin söylediğinin aksine biz bencil veya ahlaksız olmadığımız için var olabiliyor. Ahlak optik bir yanılsama değildir. Bencilce davranmayan insanların, örneğin müşterilerini kandırmayan esnafların, kimse izlememesine rağmen canla başla çalışan işçilerin veya küçücük bir maaşla geçinmelerine rağmen “bahşiş” almamak için direnen kamu görevlilerinin hepsi olmasa da birçoğu doğrusu bu olduğu için böyle davranıyor. Görünmez ödül ve yaptırım mekanizmaları önemli ama bencil olmayan davranışların hepsini, bence büyük bir çoğunluğunu bile, açıklayamazlar. Çünkü tamamen bencil olsaydık zaten bu tür mekanizmalar bile olmazdı. Sayın Thatcher’ın “Toplum diye bir şey yoktur. Kadın ve erkek bireyler ile aileler vardır” savının tam aksine, insanlar hiçbir topluma bağlı olmayan tam rekabet içinde bencil bireyler olarak var olmamışlardır. Belirli ahlak kurallarıyla toplumların bir parçası olarak doğarız ve bu ahlaki kuralları “içselleştirerek” sosyalleşiriz."
Sayfa 79·Kitabı okudu