Rus Ordusunda Bir Kürt Generali: Guli Cafer Ağa
Makale / Fırat Sözeri I) Rusya’nın Güney Kafkasya’yı İlhakı ve Rus-Kürt İlişkilerinin Başlangıcı          Güney Kafkasya’nın yerli halklarından biri olan Kürtler çok eski dönemlerden itibaren bölgede meskûndur. Kürtlerin ön ataları olan Gutiler, Mittaniler ve Medlerin, Kura ve Aras Havzası’na kadar yayılım gösterdiği bilinmektedir (Vertyayev, 2018, ss. 13-17). Dahası Kürtlerin, Kafkasya’da MS 4. yüzyılda Kafkas Albanyası (Bogomolov, 1847, s. 127), 6. yüzyılda Mihrani, 9. yüzyılda Deysemi Kürt devletlerinin yanı sıra 10. ve 11. yüzyıllarda Şeddadiler ve Revvadiler döneminde de çeşitli devletler kurdukları bilinmektedir. 11. yüzyılda Selçukluların Kafkasya’da hakimiyet kurmaları sonrasında Kürt hanedanlıkları zayıflamış, 1119 tarihinde Gürcü devletinin güçlenmesi ve söz konusu alanları etkisi altına almasıyla da Kürt hanedanlıkları siyasi egemenliklerini büyük oranda yitirmiştir. Bu dönemde bölgenin idaresi Gürcü hükümdarların himayesindeki Kürt kökenli Gürcü komutanlar eliyle yürütülmekteydi. Güney Kafkasya 16-18. yüzyıllarda ise İran’ın egemenliği altında bulunmaktadır (Bedirxan, 2022, s. 18).  Harita 1: MÖ 16. yüzyılda Mittaniler          Rusya İmparatorluğu Kuzey Kafkasya’yı istila ettikten sonra, Güney Kafkasya’daki siyasi ve askeri etkinliğini arttırmıştır. 18. yüzyılın sonlarından itibaren bölge üç imparatorluğun (Rusya, Osmanlı, İran) rekabet sahası haline gelmiştir. Rusya’nın bölgeye ilk olarak İmparatorluk Bilimler Akademisi bünyesinde görev yapan S. Pallas, Anton Güldenstädt gibi Avrupa kökenli araştırmacılar aracılığıyla keşif çalışmaları için girdiğini söylemek mümkün. Bu araştırmacılar Rusya’nın bölgeye askeri ve politik müdahalesinden önce demografi, etnografi, tarih vb. alanlarda zengin araştırmalar ve derlemeler yapmıştır. Daha sonra V.F. Dittel,
Felsefe Nerede Doğdu?.
Aristoteles uzmanı Tricot: "Felsefenin Yunan'da başladığı doğru değildir." Ya?.👇 Yunan felsefesinin ve biliminin bir “Yunan mucizesi” olmadığını, bunun 18. yüzyılın sonlarından itibaren Batı’da geliştirilmiş Avrupa-merkezci bir tez olduğunu ileri süren uzman felsefeci, düşünür ve yazarların sayısı artık Batı’da da çoğalmaktadır. Bu gelişmeye rağmen hiçbir bilimsel temeli olmayan bu “Yunan mucizesi” tezi, hem Batı’da hem de Doğu’da (üstelik İslamcı çevrede de) hala dillendirilmektedir. arada bir not daha düşelim. Yunan filozofları hakkındaki bilgilerimizin temel kaynaklarından biri olan Antikçağ yazarı D. Laertios’un Ünlü Filozoflarının Yaşamları ve Öğretileri (çev. C. Şentuna, YKY) kitabından da şu girişi alıyorum: “Bazıları felsefe araştırmalarının barbarlarda başladığını söylerler. Nitekim Aristoteles Magikon‘da, Sotion’un da Filozoflar Zinciri adlı eserinin yirmi üçüncü kitabında belirttiğine göre, ilk felsefeciler Perslerde Maglar, Babillilerde ya da Asurlularda Khaldaialılar, Hintlilerde “Çıplak Bilgeler“, Keltlerde ve Galatlarda da Dryidlerle Semnotheolar olmuş. Ayrıca Fenike’de Okhos, Trakya’da Zamolksis, Libya’da da Atlas varmış. Mısırlılarda da felsefeyi başlatanın Nil’in oğlu Hephaistos olduğunu söylerler: onlarda felsefenin başında rahiplerle biliciler varmış…” Bir sonraki sayfada ise Laertios bu iddiayı şöyle reddeder: “Felsefe Yunanlılarda başlamıştır, zaten felsefe [Philosopia] adının da barbar bir sözcükle ilişkisi yoktur. Felsefenin bulunuşunu barbarlara yakıştıranlar, bir de Trakyalı Orpheus’u ileri sürüp onun eski bir filozof olduğunu söylerler…” Bu bölüm bize iki şeyi öğretir: birincisi, felsefenin “Yunan’da başladı” tezinin o dönemde de çok tartışıldığını, Laertios’tan yüzyıllar önceki Yunan yazarlarının felsefenin kökeninin Yunan’da olmadığını
Felsefe
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Şaman Türkler ve Osmanlı’da Müzikle Tedavi, MüziğinSağlığımıza Etkisi.🎶 Orta Asya’nın çeşitli bölgelerinde yaşamış, Türkçenin farklı lehçelerini konuşan Türk kökenli topluluklar, çok eski dönemlerden beri müzikle iç içe bir yaşam sürmüşlerdir. Altay Dağları civarındaki kazılarda, en az 4000 yıllık olduğu bilinen mezarlardan ve kazı alanlarından flütler, çengler, kavallar ve çeşitli yaylı çalgılar çıkarılmıştır. Bu İslam öncesi Türk toplulukları Gök Tanrı inancına sahiptir ve Şamanizm adı verilen bir inanç biçimini benimsemiştir. Kamlık dini de denilen bu inanç biçiminde dini liderlere “kam” adı verilir. Kamlar, insanların yeraltındaki, yeryüzündeki ve gökyüzündeki ruhlarla iletişim kurmasına aracılık eden kişilerdir. Başlıca görevleri hastalıkları iyileştirmek, şifa vermek, duaların kabul olmasını sağlamak ve insanların kendilerini iyi ve esen hissetmesine yardımcı olmaktır. Yani aslında, Şaman inancını benimsemiş pek çok kültürel toplulukta olduğu gibi Türklerde de kamlar, öncelikle bugünün doktorları gibi görev yapmışlardır. Temel fark ise, kamların hastalıkların insanlara dadanan kötü ruhlar yüzünden oluştuğuna inanmalarıdır. Bu nedenle ruhlarla bağlantı kurarak onlardan hasta ettikleri kişileri rahat bırakmasını isterler. Kamların, hastalarını tedavi ederken kullandıkları yöntemlerden biri de müzikle tedavidir. Kam, özel olarak hazırladığı cüppesini giyer, kutsal kabul edilen davulunu alır ve onu çalarak kötü ruhları uzaklaştırmaya, iyi ruhlara da yakarmaya çalışır. Çoğu Türk topluluğunda kamlar, melodik ezgilerle ve çeşitli müzik aletlerini kullanarak da insanlara şifa vermeye çalışır. Bugün Orta Asya’da hâlâ Gök Tanrı inancına sahip olan, Şamanist Türk toplulukları bulunmaktadır ve kamlar, aynı yöntemlerle hastaları tedaviye etmeye çalışır. Fakat Müslümanlığı