Hong Kong'un yönetimi, Birinci Afyon Savaşı sonunda Qing Hanedanı ve Birleşik Krallık arasında imzalanan 1842 Nanjing Anlaşması ile birlikte İngilizlere geçti. 1 Temmuz 1997'de Çin Halk Cumhuriyeti'ne iade edilene dek Hong Kong'a, Birleşik Krallık tarafından sömürge valileri aranıyordu.
"76 yaşındaki annesi ilk kez Beijing'e geliyor ve tek bir isteği var: Mao'nun bedenini görmek. Wang Hanım, 'Başka bir şey yapmak istediği yok; bunu da yaptıktan sonra artık evimize dönebiliriz' diyor."
"Mao hatıra eşyaları koleksiyonu yapan 59 yaşındaki Hubeili Liu Yanhan gibi sıradan insanlar, gittikçe artan biçimde Mao dönemine özlem duyuyor. Bu dönemin toplumsal acıdan daha adil ve ahlâkî açıdan lekesiz olduğunu düşünüyorlar. Liu, 'Toplumumuzda zengin ve fakir arasında büyük bir uçurum var, yolsuzluk var, ahlâkî çöküntü var, uyuşturucu bağımlılığı var, fuhuş var. Bu bir rezalettir. Bu iğrenç şeyleri düzeltmek için yeniden Mao'dan öğrenmeleri gerekiyor.'diyor."
Çeşitli basın kuruluşları ara sıra sıradan Çinlilerin ne dediğine kulak veriyor gerçi, ama bunu, söz konusu insanların sınıf çıkarları konusunda sahip oldukları bilincin bir kanıtı olarak yansıtmıyor. Aksine bu görüşler, "basit günlere" duyulan karmaşık, ahlâk temelli bir nostalji; Mao'nun hatırasına dönük adeta fetişist bir çılgınlık; onun mumyalanmış bedenine gösterilen hastalıklı dinsel bir saygı vb. olarak sunuluyor.
Çinliler, 1976'da ölen Mao'nun Çin'in yüz yıllık aşağılanma dönemine bir son verdiğine inanıyor. Çinliler, Birinci Afyon Savaşı (1839-1842) yenilgisiyle başlayan ve 1949 Çin Devrimi ile son bulan yarı-sömürgeleşme sürecini ulusal onurun ayaklar altına alındığı "yüz yıllık aşağılanma" dönemi olarak anmaktadır.