Bin şükür sebebi...️
Onu diğerlerinden ayıran, zihninin derinliklerinde yankılanan o sessiz ve vakur duruşuydu. Bir kalabalığın içinde bile kendi dünyasının sınırlarını çizmeyi bilen, dikkatini dağıtan geçici heveslerin uzağında, pusulası daima kendi değerlerinin gösterdiği yöne dönük bir adam... Başkalarının bakışlarında bir av arayanların aksine o, gözlerini sadece anlamak istediği ruhlara değdiriyordu. ​O, hayatı bir vitrin gibi değil bir hakikat arayışı gibi yaşıyordu. Bir kadına duyduğu ilgi yüzeysel bir beğeninin tozlu raflarında tükenmiyor; aksine karakterin hamurundaki o sarsılmaz duruşa, o cesur ve delikanlı yüreğe tutuluyordu. Onun için sevmek bir güzelliği tüketmek değil, o güzelliğin ardındaki karanlığı ve aydınlığı aynı şefkatle kucaklamaktı. Biliyordu ki; sadece yüzeydeki ışıltıya gelenin hayranlığı, güneşin batışıyla ilk karanlıkta sona ererdi. Gerçek bir bağın, hayatın çetin virajlarında bir sığınak olabilmesi için ruhun en kuytu, en çetrefilli köşelerine dokunabilmesi gerekirdi. O, karşısındaki kadının içindeki o karanlık dehlizleri görünce korkup kaçanlardan değil; o karanlığı bir yoldaş, bir gizem, bir parça kabul edip, o gölgeyi kendi ışığıyla onurlandıracak kadar cesurdu. ​Onun sevgisi bir rüzgâr gibi geçici değil, bir kök gibi derinlere inen cinstendi. Onu tanıdıktan sonra hiçbir beklentim olmaksızın kalbimin en derinlerine işlemişti bile. Böyle bir adama sadece hayran olunabilirdi. Bir kadının kalbinin hangi inceliklerle, hangi sözsüz anlaşmalarla huzur bulacağını bilen o kadim bilgeliğe sahipti. Bir sadakat timsaliydi; zihni ve kalbi, kendi değerlerine ters düşen her türlü değersizlikten arınmıştı. Ve sadece o değerleri taşıyan ruhlara sadık kalacak bir iradeyle örülmüştü. ​Ona olan hayranlığım belki de bu dünyanın gürültüsünde bir sükûnet adası bulmuş olmanın
Duygu ve Düşünce
'İNCİ' Bana bunu yapma demiştim...
66. BÖLÜM ✨️Serkan✨️ Sert ellerimin arasında tuttuğum yüzü, dünyanın en nadide ipeğinden bile daha yumuşaktı. Teninin sıcaklığı avuçlarımdan kalbime sızarken, o yeşil gözler... Parmaklarındaki pırlanta tektaş gibi ışıldayan o yeşil derinliklerde, daha önce görmediğim bir şeffaflık vardı. Orada sadece sevgi yoktu; sarsılmaz bir sadakat ve ruhunu önüme seren bir aşk vardı. Artık her zamanki dik duruşu, güçlü görünme çabası yoktu. Geçmişin o ağır kamburu, geleceğin belirsiz korkuları ve ruhunun en ince kırılganlıklarıyla duruyordu karşımda. Gizlemeden, saklamadan en mahrem yaralarını bile iyileştirmem için tüm çıplaklığıyla önüme sermişti. İleriye götürmemi istemiyordu, ona yardım etmeliydim ve kendimi dizginlemeliydim, ona karşı duyduğum bu tutku, onu sarıp sarmalama hissi ve her bir zerresini hissetme arzusuyla yansam da İnci'yi anlayabiliyordum, zorlamadan, korkutmadan sabırla ilerlemeliydim. Ben böyle yaptıkça o zaten bir adım daha atıyordu bana, bu ilişkiyi bir adım daha öteye taşımama izin veriyordu bana... "Dışarıya bakmak ister misin?" diye fısıldadım. Sesim, içimde kükreyen arzuyla çatallanmış, nefesim kesilmişti. Beni öpmenin etkisiyle yanakları al al olmuş, göğsü hızla inip kalkmaya başlamıştı. Teklifimle birlikte, yeşil deryada bir anlık korku kıvılcımı çaktı. "Güven bana," dedim sesimi en kadife tonuna bürüyerek. "Gördüğün manzara, içindeki tüm korkuları dağıtacak." Başını hafifçe salladı, bakışlarını gözlerime mühürledi ve büyülü cümleyi kurdu: "Güveniyorum sana." Bu iki kelime, kulaklarımda "seni seviyorum" dan çok daha görkemli bir melodi gibi yankılandı. Çünkü İnci için sevmek bir ihtimal, ama güvenmek bir mucizeydi. Geçmişin gölgesinde sevmiş ama hiç güvenememişti; ne kendine ne de karşısındakine. Şimdiyse güveniyordu bana ve
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Serbest şiire bir türlü alışamadım, bu yüzden de yazamıyorum onu.. bununla birlikte, bu şiir türünün, daha da yaygınlaşıp kabul görmesinin de ötesinde; Türk şiirinin gelişimi ve geleceği açısından, doğal bir gereklilik ya da geçici sonuç olduğunu düşünüyorum..
#𝙎𝙀𝘽𝙀_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙞_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙞𝙍☝️ 💢İnkâra saplananlar: “Başımıza öyle kıyâmet falan kopacak değil” diyorlar. De ki: “Duyular ötesi âlemi çok iyi bilen Rabbime yemin olsun ki, kıyâmet mutlaka başınıza patlayacaktır. Ne göklerde ne de yerde zerre ağırlığınca bir şey bile O’ndan gizli kalamaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa hepsi apaçık bir kitapta kayıtlıdır. 3 Bu böyledir; çünkü Allah, iman edip sâlih ameller işleyenleri mükâfatlandıracaktır. Onlar için büyük bir bağışlanma ve çok güzel, bol, değerli ve arkası kesilmeyecek bir rızık vardır. 4 Âyetlerimizi iptal edip hükmünü geçersiz kılmak için birbirleriyle yarışırcasına çalışanlara gelince, onlara en kötüsünden pek acı bir azap vardır. 5 #Tefsir: 📖 📖 O zaman henüz müşrik olan Ebu Süfyan’ın, Mekkeli kâfirlere: “Lât ve Uzzâ adına yemin ederim ki, kıyâmet bize ebediyen gelmeyecek ve biz asla diriltilmeyeceğiz” demesi üzerine bu âyetler nâzil oldu. (Kurtubî, el-Câmi‘, XIV, 260) Halbuki bizim göremediğimiz, bilemediğimiz, duyularımızın tamamen ötesinde olan gayb âlemini bilen, zerre[1] miktarı bir şeyin bile kendisinden gizli kalamadığı, zerreden daha küçük ve daha büyük her şeyi Levh-i Mahfuz’da yazmış olan Allah, “Kıyâmet kopacak!” diyorsa elbette kopacaktır. Bunun aksini iddia etmenin bir mânası yoktur. İlâhî hikmet ve adâletin yerini bulması, iyilerle kötülerin farkı ortaya çıkıp herkesin lâyık olduğu neticeye ulaşması için, aklen de, âhiretin varlığı zarûridir. Kur’an’ın haber verdiği hakîkatler karşısında gerçek ilim sahiplerinin hâline gelince: [1] Üçüncü âyette küçüklüğü ifade etmek üzere ذَرَّة (zerre) kelimesi kullanılmaktadır. Zerre, bütünün özelliklerini taşıyan en küçük parça olarak alındığında, bundan molekül anlaşılır. Ondan daha küçüğü de atom demek olur. Şâyet zerreyi bugünkü anlayışa uygun şekilde
İstesen hayat verirdim bu karanlıklara İstesen gökyüzünü bir mendil gibi yırtardım Denizlerden, göllerden,nehirlerden Sana görmediğin renkler yaratırdım Zamanın ötesinde Yeni bir dünya kurardım sana İnsansız,Tanrısız,kedersiz Severdin Dağ rüzgârlarının serinliğince Yaşardın Bu sefil dünyamızdan uzak Ümit Yaşar Oğuzcan
Şiir
Viyana Yolunda/:
Viyana Yolunda Bir yara, bir haraç düştü zamana, Sultan Süleyman çıktı uzun yola. Tahtı altın değil, ilahi kelâma, Niyet adaletti dört bir yana. Bugün çiçek yok, kanlı bir hafta, Günahın yükü ağır her safta. Bir anne bekler oğlunu uzakta, Zafer kadar özlem de var savaşta. Yüz yirmi bin er ile yürüdü ordu, Dağlar geçit verdi, nehirler durdu. Tekbirle yükseldi her yiğit yurdu, Fakat her neferin içinde bir korku durdu. Budin kapıları açıldı bir bir, Sancaklar yükseldi, duyuldu tekbir.
Şiir