Ayuboğlu’nun kullandığı dile derin bir hayranlık ve hayret duyuyorum. düşünce dünyasındaki Türkçe dili kullanımını , olağanüstü bir seviyeye ulaştırıyor . Gereksiz terim şişkinliğinden ve Avrupa dillerinden yapılan zorunlu olmayan ödünçlemelerden bilinçli biçimde kaçınıyor; bunun yerine Türkçenin kendi içinde barındırdığı türetimsel ve anlamsal olanakları son sınırına kadar yoklamayı tercih ediyor.
Bu dilsel tercih, sanıldığı gibi bir dil milliyetçiliği tavrı değil; daha çok epistemolojik bir duruşun ifadesidir. Ayuboğlu, derin düşünmenin zorunlu olarak karmaşık bir dil gerektirmediği varsayımından hareket eder; aksine, sınırlarını bilen, kendi iç düzenine hâkim ve imkânlarını disiplinli biçimde sınayan bir dilin düşünceyi daha sahici biçimde taşıyabileceğini gösterir.
Metinlerinde Türkçenin biçimbilimsel yapısına yönelik son derece incelikli bir bilinç açıkça görülür. Özellikle eklerin kullanımında, onları yalnızca dilbilgisel unsurlar olarak değil, doğrudan düşünme araçları olarak işlevlendirmesi dikkat çekicidir. Ek, onun yazısında biçimsel bir ekleme değil; kavramsal ayrımları üretmeye yarayan hassas bir mekanizmadır. Bu sayede cümle, düşüncenin ani ve dışsal terim sıçramalarına başvurmaksızın, kendi içinden kademeli olarak gelişmesine ve ayrımlaşmasına olanak tanıyan bir anlamsal esneklik kazanır.