tomas durup üç oankaliye baktı. “siz ruhlara inanır mısınız?”
“biz yaşama inanırız dedi,” ahajas.
“peki ölümden sonra yaşam?”
ahajas kısa bir süreliğine onaylar gibi dokunaçlarını yumuşattı. “öldüğüm zaman,” dedi,” diğer canlıları besleyeceğim.”
“ama demek istediğim—“
“eğer cansız bir dünyada ölseydim ve o dünya az da olsa yaşamı barındırabilecek özellikte olsaydı bedenimdeki her bir hücrenin organelleri hayatta kalıp evrilirdi. belki birkaç bin milyon yılın sonunda o dünya da bizim şimdi üstünde durduğumuz kadar canlılıkla dolabilirdi.”
“…dolabilir miydi?”
“evett. bizim öncellerimiz bu şekilde pek çok çorak dünyayı canlandırmışlar. bu konuda bizim türümüz kadar yaşama sıkı sıkıya bağlı başka bir tür yoktur. çözümsüzlüğün ve yok oluşun içinden canlılığı oluşturabiliriz. inandığımız da budur.”
“bu kadar mı?”
ahajas keyfinden ateşin ışığını yansıtabilecek kadar pürüzsüzleşti. “evet, lelka. bu kadar.”
“ne zaman kendin olabileceksin?”
bu soruyu daha önce de düşünmüştüm. onların yaşındayken yüzümün ve vücudumun görünüşüyle ilgili güçlü bir farkındalığım olduğunu ve bu görünüşün ben olduğuna inandığımı hatırladım.
“aslında görünüşüm benliğim değilmiş.”
O halde sana ait olan bu ufak zaman diliminden doğayla uyum içinde geç ve memnuniyetle tamamla yolculuğunu. Tıpkı olgunlaşan bir zeytinin, düşerken kendisini yaratan doğaya ve üstünde büyüdüğü ağaca şükran duyması gibi.