Foucault, Yunanistan'da felsefesi düşünceyi hukukun rasyonelleşmesiyle, bu rasyonelleşmenin de gözleme dayalı empirik bilginin bir model oluşturmasıyla açıklar.
Eski Yunan'da felsefenin en üst soyutlama düzeyinde gerçekleşmiş olmasına karşılık en basit düzeyde bir teknolojik gelişmenin gorülmeyişi, kölelik sistemine bağlanabilir.
Köle emeğinin çok bol ve kolay edinilebildiği toplumlarda teknolojinin herhangi bir gelişme göstermemiş olmasının mantığı budur. El emeği varken bunu ikame edecek teknolojiye ne gerek vardır?
Bu dönüşüm, Cornford'a göre irrasyonel düşünce tarzından rasyonel düşünce tarzına geçişle mümkün olmuştur.
Kirk'e göre, mitos düşünce imgeye dayanır imgelerse somut ve tikel düşünce objeleridir. Oysa logos düşüncesinin objeleri soyut ve genel kavramlardır. Öyleyse diyor Kirk, Mitos'tan Logos'a geçiş, somut ve tikel düşünce objeleriyle düşünmekten, soyut ve genel düşünce objeleriyle düşünmeye geçiştir.
İnsanı doğadan ayıran, onu maddi ve manevi etkinlikleri ile gerçekleştirdiği kültürü temellendiren, ne tek başına dil, ne alet (alet kullanma, alet üretme, alet üretmek için alet kullanma) ne toplum, ne tasarım (zihinsel plan) ne de mitoloji. Bunların bir arada ve eş zamanlı olarak insanı doğadan ayırdığı
Rousseau, Dillerin Kökeni Üzerine Bir Deneme adlı yapıtında tastamam şöyle der: " İlk konuşmalar hep şiir biçimindeydi, akıl yürütmek çok sonraları düşünüldü."