Ülkemizde antropolojiye giderek artan bir ilgi var. Antropolojiden hiç anlamıyor, ama ilgi duyuyor ve bu alanda ne çalışılır, ne nasıl incelenir merak ediyorsanız, alandan olmayan birisinin anlayacağı basitlikte ama oldukça kapsamlı bu kitaba bir göz atın derin. Atıf Yayınları harika bir iş çıkarmış, normalde böyle bir kitap çevrilmezdi.
Arkadaşlar,
Zarifoğlu'nun 1974 tarihli hikayesi olan İns bu kitapta da yer alıyor. İns öyle bir hikaye ki, kurgusuyla insanı soluksuz bırakıyor. Hiç düşündünüz mü acaba ilk kelime nasıl çıktı ağızdan. İlk kelime neydi?
Antropolojik ve sosyolojik olarak incelenmesi gereken bir hikaye, İns. İnsanın içindeki sıkıntıyı, anlatamamanın sıkıntısını öyle çarpıcı bir kurguyla ele alıyor ki Zarifoğlu, uzun yıllar geçse bile dönüp okumaktan usanmayacağınız bir hikaye ortaya çıkıyor.
Okuyun, okutun, düşünün, vesselam...
Şapka çıkarıyorum üstadın karşısında..
Açıkçası bazı pasajlar hariç pek tatmin etmedi diğer kitaplarının aksine
Beğendiğim yerler:
"Doğrudur, yanlış işler yaptığım;
Mutluysak uzundur eve giden yol.
Bunu gençken yazdıydım."
"Yük olmayayım dünyaya diye
Yalnızca adını yazabilen
Biri olmak isterdim.
-İbrahim!.."
"Uyumak herkesi zengin gösterir-
Ölümdür, anlatır bunu bize
Odur, çevresi geniş olan
Gerisi kafiye..."
"Dert dinlemek iyi midir, değildir
Dert işte, eliyle koymuş gibi
Bulur herkesi, herkeste bulunur
Mürşide bile öptürür elini."
Halil Cibran'ı daha önce çok defa duymuş ancak okumak nasip olmamıştı. Ermiş ve akabinde Meczup'u Can yayınlarından okudum.
Kitap nasıl meczup olduğumu öğrenmek ister misiniz diyor ve 7 hayatım boyunca taktığım maskelerimin çalındığını gördüm diyor. Maskelerim çalındı hırsız var diye bağırarak sokak sokak dolaştığında insanlar onu maskesiz gördükleri için herkes kaçıyor. Bir delikanlı Meczup var diye bağırıyor. O sırada maskesiz yüzüne güneş ışığı gelince ne mübarektir maskelerimi çalan diyor bu sefer :) ve şöyle buyuruyor;
"İşte böyle Meczup oldum ben. Meczupluğumda hürriyeti ve huzuru buldum, yalnızlığın hürriyetini ve anlaşılmamanın huzurunu; bizi anlayanlar içimizdeki bir şeyi de esir alırlar çünkü."
Böylece 34 kısa hikaye anlatmaya başlıyor, meczubun gözünden.
Hikayeler döngüsel oluyor çoğu zaman.
Bilge Köpek hikayesini okurken aklıma Spencer Holst'un Kedilerin Dili kitabını geldi.
Yine Nietzsche'nin Deniz kıyısında bir kayayı yontan ihtiyar taşçı hikayesi gibi.
Erasmus'un Deliliğe Övgü kitabı aklıma geldi sonra. Kitapta delilik (stultitia), kendi kendisine övgüler düzer; bu arada çocuklukta ve yaşlılıkta, aşkta, evlilikte ve dostlukta, politikada ve savaşta, yazında ve bilimde deliliğin nasıl her zaman egemen olduğu gösterilirdi.
Meczup da bir bakıma aynı.
Savaş hikayesi adaletin nasıl tesis edildiğine dair çok çarpıcı bir anlatı...
Öteki Dil hikayesi çok güzeldi.
Okumaya değer, yavaş yavaş acele etmeden