Connie, tasalarından kurtulmuş duyuyordu kendini, başka bir dünyada, bambaşka bir biçimde soluk alıyordu. Ama köklerinden çoğunun, belki de en can alıcı köklerinin, Clifford'unkilere dolaşmış olmasından korkuyordu.
Connie'ye öyle geliyordu ki, kendi kuşağı için, bütün büyük sözler geçerlilikten düşmüştü: Aşk, mutluluk, ev, yuva, baba; bütün bu sözcükler yarı yarıya ölüydü şimdi. Ev, içinde yaşanılan bir yer; aşk, pek metelik verilmeyen bir budalalık; mutluluk, öbür insanlara caka satmak için kullanılan bir kaypak, ikiyüzlü bir terim; baba, kendi varlığının tadını çıkaran bir bireydi. Büyük sözcüklerin sonuncusu olan cinsellik ise, sizi bir an coşturuveren, sonra da her zaman olduğunuzdan daha yıkılmış durumda bırakan bir heyecan için kullanılan, kokteyl parti deyimiydi. Yıpranmak! Sanki çok ucuz bir kumaştan yapılmıştı da insan, durup dururken yıpranıyordu.