"Efendimiz bağışlar ve unutur." dedi rahip.
Belki de efendimiz öyle yapıyordur ama annem yapmıyordu. Ben salonda titreyerek yatarken, odamı iğneden ipliğe taradı, bütün mektuplarımı, bütün kartlarımı, çiziktirdiğim her şeyi buldu ve onları bir gece arka bahçede yaktı. Hainliğin farklı türleri vardır, ama ihanet nerede olursa olsun ihanettir. O gece arka bahçede mektuplardan çok daha fazlasını yaktı.
"Jeanette" dedi Melanie, "sanırım ateşin var."
Yanağına dokundum ama yüzünü buruşturup geri çekildi.
"Birbirimizi göremeyiz, yanlış bu."
Sanırım ağlayarak birbirimizi uyuttuk ama gecenin bir ânında ona uzandım, onu öptüm, öptüm ve sonunda ikimiz de, birbirine karışmış bedenler ve şişmiş yüzlerle terliyor ve ağlıyorduk. Hemen sonra da öpüşme hummasına tutuldum, lenf bezlerim şişti. "Beden salgıları" diye bildirdi annem.
Melanie'yle her zamanki gibi İncil okuduk, sonra birbirimize Efendimiz ikimizi bir araya getirdiği için ne kadar memnun olduğumuzu söyledik. Uzun süre başımı okşadı ve sonra kucaklaştık, boğuluyorum sandım. Sonra korktum ama duramadım. Karnımda bir şeyler sürünüyordu. İçimde bir ahtapot vardı.
Buraya gelirken arayışımın sona ereceğini umut etmiştim oysa şimdi mükemmelliğin bulunamayacağını, ancak biçimlendirilebileceğini, bu dünyada kusursuzluk diye bir şey olmadığını biliyorum.