Ne aşkın susuzluğunu giderecek kadar su var, ne de onu boğacak kadar büyük bir sel. Nedir aşkı öldüren o zaman? Tek bir şey: İhmal. Gözümün önündeyken seni görmemek. Küçük şeylerde seni bulmamak. Seni tutkudan değil alışkanlıktan istemek, çiçekçinin önünden düşünmeden geçip gitmek. İsmini duymadan söylemek, onun ben çağırayım diye var olduğunu düşünmek.
Kabanlarımdan birinin üzerinde Louise'in saçının bir telini buldum bugün. İşaret parmaklarıma dolayıp esnettim. Bu haliyle neredeyse yaklaşık altmış santimetreydi. Beni sana mecbur eden bağ bu mu?
Kulübemi bardan ayıran yaklaşık otuz iki kilometrelik yolu katetmek için bir bisiklet aldım. Düşünemeyecek kadar yorgun düşmek istiyordum. Yine de tekerleğin her bir dönüşü Louise'di.
Aşkın bir dokusu olabilir mi? Benim için çok açık, aramızdaki duygu, başının ağırlığını ellerimle hissettiğim gibi hissediyorum onun da ağırlığını. Aşka bir dağcının halata sarıldığı gibi sarılıyorum.