Öykü

Öykü
@oykuli
“Gel, babamın küllerinin bir kısmını gömdüğümüz yeri göstereyim sana.” Arka merdivenden inerek, eski kahvaltı masasının bulunduğu bahçeye indik. “Burası babamın yeriydi. Buraya onun hayaletinin yeri diyorum. Benim yerim şurasıydı hatırlarsan.” Eski masamın havuzun kenarında durduğu yeri gösterdim. “Benim de bir yerim var mıydı?” diye sordu hafifçe sırıtarak. “Senin daima bir yerin olacak.” Ona, bahçenin, havuzun, evin, tenis kortunun, cennet kenarlığının, her tarafın daima hep onun hayalet yeri olacağını söylemek istiyordum. Ama bunun yerine, yukarı kattaki odasının camlı kapısını gösterdim. Senin gözlerin ebediyen hep orada, demek istiyordum ona, incecik perdelerin arasında kısılı kalmış, üst kattaki, bugünlerde kimsenin yatmadığı benim odamdan dışarıyı seyrediyor. Hafif bir esinti çıkıp da perdeler kabardığında ben aşağıdan oraya bakıyor ya da dıştaki balkonda duruyor ve senin içeride olduğunu, kendi dünyandan benim dünyama bakarak, seni o kayanın üzerinde bulduğum gece söylediğin gibi ‘Burada mutluydum’ dediğini düşünürken yakalıyorum kendimi. Sen binlerce kilometre uzaktasın ama ben o pencereye bakar bakmaz hemen bir mayo, dalgalanan bir gömlek, korkuluğa dayanmış kollar geliyor aklıma ve sen birdenbire orada oluyorsun, günün ilk sigarasını yakıyorsun... Yirmi yıl önce bugün. Bu ev yerinde durduğu sürece, burası hep senin hayalet yerin olacak. Ve benim de, demek istiyordum.”
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
“Çünkü karısına, bana, kendine şarap koyarken nihayet ikimiz birden fark ediyorduk, o, hiç olamadığım kadar bendi, çünkü yıllarca önce yatakta o ben olduğunda ve ben o olduğumda, o benim kardeşim, arkadaşım, babam, oğlum, kocam, sevgilim, kendimdi ve sonsuza dek, yaşamın çatallanan tüm yolları yapacaklarını yaptıktan çok sonra da hep öyle kalacaktı. O yaz bir araya geldiğimiz haftalarda yaşamlarımız birbiriyle pek fazla temas etmemiş, ama zamanın durduğu, cennetin yeryüzüne indiği ve doğuşumuzdan beri hep, tanrısal bir şekilde bizim olan bir şeyden payımızı verdiği karşı kıyıya geçmiştik.”
“Ve birden onun ruhsal enstantene fotoğraflarını çekmeye başladım, masamızdan dökülen ekmek parçalarını toplayıp onları gizli barınağıma koymak üzere biriktirdim. Keşke filmlerdeki, kurşunu bitince silahlarını sanki bir daha hiç işine yaramayacak gibi kaldırıp atan askerler ya da çölde, sukabağındaki suyu idareli kullanmak yerine susuzluğa dayanamayarak içip bitiren, sonra da yolda kaldırıp atan kaçaklar gibi yapsaydım. Bunun yerine, ilerideki kötü günlerde, geçmişten gelecek hafif ışıklar sıcaklığı belki geri getirir diye, küçücük şeyleri bile sincaplar gibi sakladım.”
“Bir sabah uyandığımda bütün B.’nin üzerine karanlık çöktüğünü, alçalmış bulutların gökyüzünden hızla geçtiğini gördüm. Bunun ne demek olduğunu gayet iyi biliyordum. Sonbahar köşeden dönmek üzereydi. Birkaç saat sonra bulutlar tümüyle kayboldu. Hava, yaptığı küçük şakayı telafi etmek istermiş gibi, sonbaharın yaşamlarımızdaki tüm izlerini sildi ve mevsimin en ılık günlerinden birini yaşattı bize. Ama ben bu uyarıyı önemsemiştim ve mahkeme tarafından kabul edilmeyip kayıtlardan çıkarılan bir kanıtı duyan jüri üyeleri gibi, birden, ödünç zamanlarda yaşadığımızı, zamanın daima ödünç olduğunu ve ödünç veren bankanın, verdiği kredileri tam da bizim geri ödemek için en hazırlıksız olduğumuz ve yeniden ödünç almak ihtiyacı hissettiğimiz bir zamanda geri aldığını fark ettim.”
“Bir insan diğerine tam anlamıyla vurulmuşsa, diğeri de ister istemez vurulmuş olsa gerektir, diyen bir yasa vardır bir yerde. Amor ch’a null’amato amar perdona. Seven hiç kimseyi sevilmekten dışlamayan aşk; Francesca’nın Inferno’daki sözleri.”