Oldu olanlar
Sen giderken.. Camımım önündeki.. Sardunyam ağladı.. Benle birlikte.. Duymadın.. Dönüp bakmadın.. Her sabah.. Mama verdiğim.. Kedim.. O sabah.. Mamasını yemedi.. Sokağı süpüren amca.. Sadece başını salladı.. Günaydın.. Gününüz güzel olsun.. Diyemedi.. Sanki bir hüzün sardı.. Tüm mahalleyi.. Hiç kimsenin.. Yüzü gülmüyordu.. Ya da.. Bana öyle geliyordu.. Sen giderken.. Ruhum.. Parçalara bölündü.. Bir şeyler eksildi.. İçimden.. Baktığımda.. Sadece.. Bedenimin yarısını..
Dolaştım dünyayı, giymedim başıma tâc Ne zengini gördüm tok, ne fakiri aç Yâ Rab! Öyle bir feyz-i kanâat ver ki; Nâmerde değil, merde dahi eyleme muhtâc 🤲
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bir damacana su içen teyze vardı ya hani böyle bir su içip ohh çekiyordu sanırsın dünyanın en güzel şeyini içiyo öyle bir oh çekişi vardı heh işte susuz kalıyorum ki onu yaşayayım diye işte böyle bazen kendimize aksiyon yaşatmalıyız dimi SKSNSLSOSJSLSKSM şunu da ciddiye alıp okuyup bir de yorum yapıyorlarmış ne gülerim lan
İçimizden atamadığımız insanlar
Yıllar sonra adını duyduğunuzda hâlâ içinizde küçük bir hareket yaratan insanlar vardır. İlginç olan, bu hareketin yönünü tam olarak kestiremememizdir. Özlem gibi görünür ama özlem değildir. Öfkeye benzer ama yalnızca öfke de değildir. Bir fotoğraf, bir sokak, bir şarkı ya da bir başkasının ağzından çıkan tanıdık bir isim… Bir anlığına zihninizin yönü değişir. O kişi yeniden hayatınıza girmez. Siz de onun hayatına dönmek istemezsiniz. Buna rağmen geçmişten küçük bir parçanın yerinden oynadığını hissedersiniz. Bu durum yalnızca eski sevgililerle ilgili değildir. Bir dost, bir kardeş, bir ebeveyn ya da yıllar önce yolların ayrıldığı herhangi biri de aynı etkiyi yaratabilir. Yaşam boyunca yüzlerce insanla karşılaşır, yüzlercesinden uzaklaşırız. Büyük bölümü zamanla hafızanın arka sıralarına çekilir. Bazıları ise kalır. Üstelik sevgiyle değil; kırgınlıkla, hayal kırıklığıyla, şaşkınlıkla ya da cevapsız kalmış sorularla birlikte. Bu nedenle mesele unutamamak değildir. Asıl soru şudur: Neden bazı insanlar gittikten sonra da içimizde yaşamaya devam eder? Bu soru bizi yalnızca geçmişe değil, geçmişin içeride bıraktığı izlere de götürür. Tamamlanmayan hüküm Bu soruya verilen en bilinen yanıtlardan biri psikolog Bluma Zeigarnik’in çalışmalarında karşımıza çıkar. Zeigarnik, tamamlanmamış deneyimlerin zihinde daha kalıcı olduğunu göstermişti. İlk bakışta ikna edici görünür. Ancak hepimiz eksik kapanışlarla dolu bir dünyada yaşıyoruz. Eğer mesele yalnızca yarım kalmak olsaydı, zihnimiz eski dostluklardan, sonuçlanmamış tartışmalardan ve yarıda kalmış ilişkilerden geçilmezdi. Oysa bazı hikâyeler yarım kalır ve unutulur. Bazıları ise yıllar sonra bile geri döner. Demek ki içeride kalan şey yalnızca sonlanmamış bir ilişkinin tortusu değildir. Geçmişin bıraktığı bir hesap da
Makale|Yazı
Yüzleşme 4
Bir ben var benden öte silemem ne kadar istesemde. Zor diyemem zor az kalır bu acının içinde. Mutluluk bir kuş olsa konmaz benim dalıma zehri iyi bilir uğramaz bu diyarlara. Pişmanlıklarla dolu bir hayat ne kadar yaşanırsa o kadar yaşayabildim sinemin kör yangınlarında. Yaktıkça daha çok yaşadım fakat yaşamak ateşin sisli dumanında boğulmak mıdır sadece? Kader deyip geçsemde gidemedim temiz bahçelere. Kirli sularda yüzdüm kimse bilmeden. İçtim acının şarabını kimselere göstermeden. Sarhoşluğum mavi denizlere fazla geldi telaşsız göllerde duruldum. Ve çok yoruldum. Her yeni güne iki farklı benle başladım. Bir herkesin gördüğü ben birde sadece benim bildiğim ben. Sahneye emin adımlarla çıkıp herkesten alkış alan oyuncu perdeler kapandığında kimdi? Asıl soru bu. Ben perdenin önündeki alkış alan beni perde gerisindeki benden daha çok oynadım. Perdeler kapandığındaki asıl ben öyle mahsunduki sesini bile çıkartamadı. Çünkü cesaretle sahneye çıkan ben mahsun beni her zaman incitecekti. Gerçeği kabullenmenin bu kadar zor olacağını bilemezdim. Aldığım alkışlardan kopamazdım. En önemlisi sahne gerisindeki mahsun beni oyuna süremezdim. Dedimya her zaman cesaret kazanır. Mahsun ben savaşacak kadar güçlü değil. Güç duyguları her zaman yener. Peşini bırakmaz kurtulamazsın gerçeklerden. Her gerçek doğru değildir fakat ya her doğruyu da gerçek taşıyamazsa insan nasıl taşısın? Bagırmak haykırmak istiyorum ben buyum ama korkuyorum. Yüreğimin can damarı çatlıyor. Kırılıyor kalbim toparlayamıyorum. Böyle yarım yaşamak beni çok yaralıyor. Tam olmak istiyorum ama bu imkansız biliyorum. Yüzüm yok savaşmaya cesaretim yok. Çünkü bu savaş tek kişilik, kazananı olmayan kaybedeni hep ben olan bir savaş..
Yüzleşme 3
Hüznümü anlatan bir şarkı bulamadım. Ruhumdaki tiz çığlıkları yakacak bir türkü okumadım. İçin için yanan benliğimi bir türlü söndüremedim. Yalnızım biliyorum hepimiz yanlızız aslında kalabalıkların içinde de kör kuytu köşemizde de. En çok da mutluluğunu paylaşamadığında hüznünü solduramadığında kimsenin seni anlamadığını anladığında büyür insan. Gidecek çok yer varken gideceğin tek bir yer'in olmadığında yavaş yavaş solan gül bahçeni kimse sulamadığında... Belki toprağın yanlış. Ama insan toprağını nasıl değiştirebilirki dönüş yine oraya değil mi? Ne kadar kaçarsan kaç yine seni bulmaz mı yakalayıp gömmez mi karanlığa? Sabredersen belki gül olursun dediler ya sabredemeyip hazan olursam? Görmesini bilirsen hayat bir cennet dediler ya ben görmeyi öğrenemediysem? Yürümesini bilirsen her yol maviye çıkar dediler peki ya ben yolu bile bulamadıysam? Güzellik uykusuna yatmış bir çirkin, yüzmeyi bilmeden karadan açılmış bir gafil ne derler bana bilmem ama ben bu hayatı yaşamayı kendime öğretemedim. Hep bir bahane hep bir sorun. Ama bana da bir sorun nedir seni bu kadar yoran biraz dinlen hakettin deseler. Ver o yükleri birazda ben taşıyım deseler. Öyle bir sevselerki beni sevilmeye gerçekten layık mıyım diye aklımdan bile geçirmesem. Oysa bir sulasalar o gül bahçemi ben ne güzel açardım her mevsim kendimi...
Duygu ve Düşünce