"Hepimiz yaşamla bağını az ya da çok kaybetmiş, kör topal idare eden insanlarız. Hatta yaşamdan öylesine kopuğuz ki gerçek "canlı hayata" karşı adeta tiksinti duyuyor, bize hatırlatılmasına dahi katlanamıyoruz. Öyle bir hale gelmişiz ki gerçek "canlı hayat" bize adeta bir iş, bir ödev gibi görünüyor, onu kitaptan öğrenmeyi yeğliyoruz."
Alıntı
“Bazen çocukluğuna acırsın, bazen çocukluğuna kızarsın, bazen çocukluğunu hatırlamak bile istemezsin, bazen de çocuk olmak istersin ya, işte öyle bir duygu içerisindeyim.”
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
“Sahtelikten eser taşımayan bu alçakgönüllülük bana son derece sevimli gelmişti; aynı şekilde gülümsemesinden, kaygıyla dolan bakışlarından yansıyan kırılganlık da öyle; sürekli uçuşan, sürekli dönüp duran ya da üst üste konan, o güne dek hiç çalışmamış gibi görünen, anlaşılan onun da ne işe yarayacağını hala bilmediği ellerinde de vardı aynı hal.”
Sayfa 14·Kitabı okuyor
Öyle ya da böyle Nesta’yla olan bu kavgayı bitirecekti. Bu onu asla korkutmamıştı. Eşlik bağı ya da Nesta’nın onun olduğu gerçeği. Kazan onu dönüştürmeden çok önce tahmin etmişti. Onu korkutan tek şey, bunu reddetmesiydi. Bu yüzden ondan nefret etmesi. Ona karşı öfkelenmesi. Gündönümü’nde gözlerin­deki gerçeği görmüştü, eşlik bağı ruhları arasındaki altın ipliğe benziyordu ama yine de tereddüt etmişti.
Alıntı
Gönül tasvîrini arzu ederdi bî-kusur amma Nasıl icmâle sığsın öyle bir şevk-i behiştî ya? "Gönül, (gördüğü o güzelliği) kusursuz bir şekilde tasvir edip anlatmayı arzu ederdi ama böylesine cenneti andıran bir coşku ve güzellik nasıl birkaç kelimeye sığsın ki?"
Edebiyat
İnanç-Modernlik
"Bilmem neden Allah geldi aklıma" dedim bir an yakınlık duyduğum delikanlıya bir sır verir gibi fısıldayarak. "Mahmut Usta öyle beş vakit namaz kılan biri değildi. Ama otuz yıl önce kuyuyu kazdıkça ben yeraltına doğru değil, gökyüzüne, yıldızların yanına,Allah'ın ve meleklerin katına çıkığımızı sanır-dım." "Allah her yerdedir" dedi ukala Serhat. “Hem yukarıda hem aşağıda, hem kuzeyde, hem güneyde. Her yerde." "Evet, öyle." "Öyleyse niye inanmıyorsun O'na?" "Kime?" "Allah-u teala'ya" dedi. "Her şeyi yaratan Allah'a." "Sen ne biliyorsun benim Allah'a inanmadığımı?" "Her halinden belli.." Biraz sustuk birbirimizi süzerek. Karşımdaki gencin öfkesinden gerçekten oğlum olabileceğini hissettim. Oğlumun kişilik sahibi hırçın biri olması sevindirirdi beni. Ama kuyunun başında öfkenin bana yönelmesinden korkuyordum. "Avrupai Türk zenginleri laikliği 'Sen ne karışıyorsun benim Allah ile ilişkime' bahanesiyle savunurlar" diye devam etti Serhat "Ama aslında laikliği Allah ile hiç ilişkileri olmadan, akıllarına esen her kötülüğü modernliktir diye gönül rahatlığıyla yapabilmek için isterler." "Nedir senin modernlerle derdin?" "Aslında benim kimseyle ve hiçbir şey ile bir derdim yok!" dedi sakinleşerek. "Kendimi düşmanlarla, sağcı, solcu, dinci, modernci gibi zıtlıklarla tanımlamadan kendim olmak istediğim için insan içine çıkmadan şiir yazıyorum. Demin kapım çalındı,şiir yazıyordum, açmadım." Tam anlamadım ne dediğini. Ama kitaplardan çıkma bir tartışmanın delikanlının öfkesini alacağını düşündüm. "Sence modernlik kötü bir șey mi?" diye sarhoş saflığıyla ona sordum. "Modern kişi şehrin ormanında kaybolan kişidir. Bu da babasız kalmak demektir. Babasını araması da boşunadır aslında. Kişi modern bir bireyse şehrin kalabalığında babasını bulamayacaktır. Bulursa da bu sefer birey
Sayfa 167 - KYK·Kitabı okudu