“Babam biz çocuklara yer açılsın diye gitti, değil mi?”
“Biraz öyle.”
“Dünyada olmaktansa olmamak daha iyi, öyle değil mi?”
“Aşağı yukarı öyle şekerim.”
“İyi bir yer bulamamanız bizim yüzümüzden, değil mi?”
“Eh... kimi vakit çocuklara karşı çıkanlar oluyor.”
“Peki, madem çocuklar insanların başına bu kadar dert açıyor, niçin insanlar gene de onları doğuruyor?”
“Şey... çünkü bu bir doğa yasası da ondan.”
“Ama biz doğmak istemiyoruz ki!”
Jude öfkeye yaklaşan bir şüphecilikle “Bazen elinden gelmiyor diye korkuyorum,” dedi. Sonra öyle içine kapanıksın ki! Biliyorum, kadınlar birbirlerine: “Erkeklere hiçbir zaman tam olarak açılma,” derler. Ama en yüce sevgi her iki tarafın da bütünüyle içtenlik göstermesiyle gerçekleşir. Erkek olmadıkları için bu kadınlar bilmezler ki bir erkek, geçmişine bakıp sevdiklerini gözden geçirdiğinde, kendisine karşı davranışlarında gerçeğin özünden ayrılmamış kimse, yüreğinin en çok ona bağlı olduğunu görür. Kendini bilen erkek, bir kadının oyunlarına, işvelerine kendisini kaptırsa bile, sonunda ipi koparır. Kendini naza çeken kadın rolünü çok sık oynayan kadın, eninde sonunda bütün âşıklarının duyacağı kini de beraberinde getiren bir Nemesis’in kaderine uğrar. Erkekler yas bile tutmadan mezara yollarlar onu.”
(…) çünkü onun mantığı akıl almaz bir biçimde kurulmuştu: Bir şeyi yapmadan önce yapılmasının doğru olabileceğini kabul eder, yaptıktan sonra da yanlış olduğunu düşünürdü; başka bir deyişle, düşünürken doğru olan şeyler gerçekleşince yanlış oluyordu.