kendimi nasıl bağışlayabilirim?
Son on gün... Takvimde yalnızca on gün yazıyor belki ama insanın içinde geçen zamanın bir ölçüsü yok. Bazen bir gece yıllar sürüyor, bazen yıllar bir an kadar kısa geliyor. Benim için buradaki son on gün, içimde yıllardır biriken bütün sessizliklerin aynı anda konuşmaya başladığı günler oldu. Midem bulanıyor, uykularım bölünüyor, saçlarım avuçlarıma dökülüyor. Durup dururken öfkeleniyorum, sonra o öfkenin altında eziliyorum. Sanki bedenim artık taşıyamadığı bir yükün altında çatırdıyor. Ve ne gariptir ki bütün bunların sebebini biliyorum. İnsan başkalarının açtığı yaralara alışabiliyor. Bir süre sonra acının şekli değişiyor, kabuk bağlıyor, unutuluyor sanıyor. Ama kendi elleriyle açtığı yaralar öyle değil. Onlar gece herkes uyuduğunda yeniden kanıyor. Aynanın karşısına geçtiğimde yüzümü değil, hatalarımı görüyorum. Her biri gözlerimin altında morluk olmuş, omuzlarıma ağırlık olmuş, kalbime taş olmuş. Gölgem karşıma geçip tek tek anlatıyor onları. Unutmaya çalıştığım her şeyi yeniden hatırlatıyor. Ben de dinliyorum. Çünkü inkâr edecek gücüm kalmadı. Belki de insanın en büyük yanılgısı, kendisini geçmişteki bilgeliğiyle yargılamasıdır. Bugün bildiklerimle dönüp dün yaptıklarıma bakıyorum ve kendime kızıyorum. Oysa o günkü ben, bugünkü kadar güçlü değildi. O günkü ben, sevmenin bazen insanı kör bıraktığını bilmiyordu. Kalmanın da bir yara olduğunu bilmiyordu. Kendi sınırlarını çiğneyerek başkalarına yer açmanın bir gün insanı evsiz bırakacağını bilmiyordu. Ama yine de affedemiyorum kendimi. Çünkü insan bazen gerçeği öğrenince cahilliğini bağışlayamıyor. En çok da buna kırgınım. Bana zarar veren insanlara değil. Onlar çoktan yollarına gittiler. Kimisi mutlu oldu, kimisi olmadı, kimisi beni çoktan unuttu. Ama ben burada kaldım. Aynı hikâyenin içinde, aynı cümlenin
Hayatımda okuduğum en güzel aşk tanımı olabilir:
"Gerçek aşk her zaman sadık ve tek eşlidir. Sayısız insan seçeneği, bitmeyen mesajlaşmalar, bir kaydırmayla önüne düşen ihtimaller arasında bile sadece iki kişiliktir. Kalabalığın içinden birini seçmek değil mesele; seçtikten sonra gözünü, gönlünü, niyetini orada tutabilmektir. Aşk biraz da irade işidir. Daha iyisi var mı diye bakmamaktır. Varken yok saymak değil, varken tercih etmemektir. Çünkü gerçek bağ, alternatifleri tüketerek değil, alternatiflere rağmen kurulur. İnsan sevdi mi, diğer yüzler flu kalır. Sesler azalır. Kalp bir isme alışır, bir gülüşe, bir omza. Sadakat eski moda bir kavram gibi sunuluyor artık. Oysa en modern, en cesur şeydir belki de. Herkesin kaçış kapısı aradığı bir çağda kalmayı seçmektir. Hevesle değil, bilinçle 'ben buradayım' diyebilmektir. Bir kişiye ait olmak değil; bir kişiyi sahiplenmek hiç değil. Ama iki kişinin birbirine emanet olmasıdır. Gerçek aşk, fırsat bulamadığı için değil; fırsatı olduğu hâlde başkasına zihnen bile girmediğin için gerçektir. Bence belki de en güzeli şudur: Dünyada milyarlarca insan varken, birinin gözlerinde evini bulmaktır. Orada kalmak istemektir. Gitme ihtimalin varken gitmemektir. İşte o zaman aşk gerçekten iki kişiliktir." Ali Bayam
Alıntı
Reklam
Parmağım kapının arasında kaldı oturup hüngür hüngür ağlamaya başladım teşlanıp buz getirdiler oysa ki öyle bi haldeyim ki fiziksel acıyı hissetmedim bile elim bahaneydi...
Kimse içimde neyin kırıldığını sormadı… Ama kırıldığımda gösterdiğim tepkiyi büyüttüler. Yaramla değil sesimle ilgilendiler. Oysa ben susarken daha çok incinmiştim…
Funda'dan...
​Yıldızların yalancısı astrologlar, bu gece rüyalarımıza müstakbel eşlerimizin şerhini düşmüşler; oysa biz, uykunun o muazzam taksiratından uyanıp 'rüyalar gerçek olsa' şarkısını mırıldanırken bile kadersel bir beraatın peşinde değiliz. Ne yazıyorsan yaz gökyüzü, ama rüyalarımıza bu gece sahip çıkalım; zira uyanıkken sığamadığımız bu dünyaya, bari uykunun o muazzam illüzyonunda bir adalet borcumuz olsun. music.youtube.com/watch?v=TWy62x8...
Müzik
Bilmiyordum. Kalbimin göğsümün altında yapayalnız ve paramparça olduğunu. Oysa kaçırmıştım gözlerimi senden, bastırmıştım ellerimi göğsümün üstünde, koklamadan geçiyordum baharda çiçekleri, denizler karaya çalıyordu gözlerimde, Güneş bütün rengini kaybetmişti. Bilmiyordum kalbimin göğsümün altında ezildiğini.
Reklam
Reklam