Ozan Eşol

Ozan Eşol
@ozanesol1
Yazar Kapılar Hâlâ Açık romanının yazarı. Kurtbey çok yakında.
9 okur puanı
Ocak 2026 tarihinde katıldı
Farklı bir pencereden bakacak olursak; bazen geçmişte kızdığımız ya da karşısında cevap veremediğimiz insanlara duyduğumuz öfkenin altında, onlarda görüp kendimizde eksikliğini hissettiğimiz bazı özellikler de yatıyor olabilir. Elbette her durumda geçerli değildir; ancak insan bazen karşısındakine değil, kendi içinde çözemediği duygulara da öfkelenebilir.
Reklam
"İnsan çoğu zaman gözlerinin gördüğüne güvendiğini sanır. Oysa gerçekte güvendiği şey gördüğü değil, beyninin ona anlattığı hikâyedir. Bu yüzden aynı olaya şahit olan insanlar farklı gerçeklikler yaşar; aynı söz birini mutlu ederken diğerini kırabilir. Hayatın büyük kısmı olup bitenlerden değil, olup bitenleri nasıl yorumladığımızdan ibarettir. Belki de değiştirmemiz gereken dünya değil, dünyayı algılama biçimimizdir."
Meyve Veren Ağaç Taşlanır Tevrat’ta Kabil’in Habil’i kıskanışı, İncil’de kıskançlığın ruhu karartan bir hastalık olarak anlatılması ve Kur’an’da Yusuf’un kardeşlerinin hasedi… İnsanlık tarihi boyunca kıskançlık; sevgiyi bozan, kardeşi kardeşe düşüren karanlık bir duygu olarak tasvir edilmiştir. Psikolojik açıdan bakıldığında ise kıskançlık çoğu zaman insanın kendi eksiklik hissinden doğar. İnsan, ulaşamadığı şeyi küçümsemeye; olamadığı kişiyi ise yargılamaya başlar. Çünkü bazı insanlar ışığı sevmek yerine onu söndürmeye çalışır. Bu yüzden unutulmamalıdır ki: “Meyve veren ağaç taşlanır.”
Tatminin Yeri İnsan çoğu zaman huzuru yanlış yerde arar. Başkasının onayında, alkışında, takdirinde… Ama insanın içindeki boşluk, dışarıdan gelen hiçbir sesle dolmaz. Freud insanı çoğunlukla içgüdülerle açıklarken, Maslow ve Rogers farklı bir kapı araladılar. Onlara göre insan sadece dürtülerinin esiri değildir; aynı zamanda potansiyelini gerçekleştirme arzusuyla yaşayan bir varlıktır. İnsan büyümek, anlam bulmak ve kendisi olmak ister. Karen Horney bu noktada önemli bir yaraya parmak basar. İnsan çoğu zaman toplumun beklentileri ile kendi gerçek benliği arasında sıkışır. Zamanla insanın içinde iki benlik oluşur: Biri gerçekten olmak istediği kişi, diğeri ise olmak zorunda bırakıldığı kişi. Bu çatışma büyüdükçe insan kendini yabancılaşmış hisseder. Erich Fromm ise modern insanın trajedisini başka bir şekilde anlatır: İnsan tatmini kendi içinde aramak yerine dış dünyada aramaya başlar. Statüde, eşyada, güçte, başkalarının gözünde… Oysa hakiki tatmin; başkalarının alkışında değil, insanın kendisi için yaptığı şeylerde saklıdır. Bugün modern dünyanın en büyük problemi belki de budur. İnsan hiç olmadığı kadar görünür, ama hiç olmadığı kadar kendine yabancı. Herkes konuşuyor, herkes fikir sahibi, ama çok az insan gerçekten kendini tanıyor. Çünkü insanın en zor yolculuğu dış dünyaya değil, kendi içine yaptığı yolculuktur. Ve belki de insanın gerçek huzuru şu noktada başlar: Başkasının olmak istediği kişi olmaktan vazgeçip, kendi hakikatine yaklaşabildiği anda.
Sorumluluktan Kaçmak: İnkârın Psikolojisi Bazı insanlar vardır; bir şeyi söyler, sonra “Ben öyle demedim” der. Bir şey yapar, sonra “Öyle bir şey yapmadım” diye geri çekilir. Daha dün savunduğu düşünceyi bugün inkâr eder. Bu sadece bir karakter zayıflığı değildir; çoğu zaman bir savunma mekanizmasıdır. Psikolojide buna inkâr (denial) denir. Kişi yaptığı ya da söylediği şeyin sonuçlarıyla yüzleşmek yerine, gerçeği yok saymayı seçer. Çünkü gerçeği kabul etmek; suçluluk, utanç, yetersizlik ya da kaybetme korkusu gibi ağır duygularla karşılaşmayı gerektirir. Sorumluluk almak cesaret ister. İnkâr etmek ise kısa vadede rahatlatır. Bir insan sözünün arkasında durmadığında aslında şunu söyler: “Sonuçlarla baş edecek gücüm yok.” Bu durumun altında genellikle üç temel sebep yatar: 1. Ego koruma ihtiyacı: Yanıldığını kabul etmek, kişinin benlik algısını zedeler. “Hata yapmam” inancı kırılmasın diye inkâr devreye girer. 2. Ceza korkusu: Sonuçlarla yüzleşmek yerine gerçeği bükmek daha kolay gelir. 3. Duygusal olgunluk eksikliği: Olgun bireyler hata yapmayı insan olmanın parçası olarak görür. Olgunlaşmamış bireyler ise hatayı kimliklerine saldırı gibi algılar. Oysa güçlü insan; “Evet, bunu ben söyledim.” “Evet, bunu ben yaptım.” diyebilen insandır. Çünkü sorumluluk almak insanı küçültmez, aksine büyütür.
Reklam