"Hülagû, Ermeni bir rahibe çocukken vaftiz edildiğini söylemişti; Batı'daki kilise buna inanmaya o kadar hevesliydi ki, Hülagû'yu bir Hristiyan aziz olarak resmeden çizimler Avrupa'da elden ele dolaşıyordu. Ancak başkalarına, farklı öyküler anlatıyordu. Örneğin Budistler, Hülagû'nün aydınlanmaya giden öğretileri benimsediğinden emindi. Moğol dünyasında Hristiyan olan, ancak daha sonra İslam'a geçen, ya da Müslüman olan ama Hristiyanlığa geçen, gerektiğinde din değiştiren yüksek rütbeli şahıslar vardı. Soğukkanlı inananlar, herkes için her şey olmanın ustasıydı."
"Hintlilerin eserleri Arapçaya kazandırılıyor, Yunanların bilgeliği tercüme ediliyor ve Persler'in yazını da bize aktarılıyor. Ne yazık ki Arapça o kadar güzel bir dildi ki onu tercüme etmek mümkün değildi."
"Bu bölge, bir yüzyıla yakın süre boyunca inançların değiştiği, dönüştüğü ve birbirleriyle rekabet ettiği bir bölgeydi. Birçok tanrının, putun ve inancın yaşadığı çoktanrılı dünya, yerini tektanrıcılığa ve tek, kadir-i mutlak bir tanrı fikrine bırakmıştı. Birçok tanrıya adanan mabedler de o kadar azalmıştı ki bir tarihçi, İslam'ın doğuşunun arifesinde, geleneksel çoktanrıcılıgın ölmekte olduğunu yazmıştı. Bunun yerine melekler, cennet, dua ve sadaka verme gibi arap yarımadasında 6. yüzyılın sonları ile 7. yüzyılın başlarında yayılmaya başlayan yazıtlarda görülebilecek diğer fikirlere ilaveten, Yahudiler'in ve Museviler'in tek, kadir-i mutlak tanrı fikri gelmişti."
Sayfa 80 - C. Robin "Arabia and Ethiopia" Oxford Handbook of Late Antiquity, s. 302·Kitabı okudu