Biri birine bir tavsiyede bulunduğunda ve diğeri bu tavsiyeyi (nadiren de olsa) uygulamaya karar veriyorsa, bunun temel nedeni zaten verilen tavsiye değildir. Verilen tavsiye bu yöndeki kararın "sonunda" verilebilmesine katkı sağlamış "son küçük dışsal nedendir" yalnızca. Yani birine "gerçekten doğru"(varsayımsal) olan bir tavsiye verdiğimizde ve bu kişi bu tavsiyeyi uyguladı ve iyi sonuç aldı diye "çok etkili bir tavsiye" verdiğimiz ya da bize minnet borcu olduğu sonucuna varmamalıyız, bu kibirdir. Burada "gerçekten doğru"(varsayımsal) olan bu tavsiyenin gerçekten doğru olduğunu "anlayabilmesi" nedeniyle uygulayıcının kendisidir asıl başarılı (daha doğrusu, bardağı dolmuş olan kişi) olan kişi. Bir bakıma faz değişimi yaşar. Fakat faz değişiminin yaşanabilmesi için gerekli asıl birikim, verilen o son küçük tavsiye değildir. Hatta tam da bu yüzden işler kötü gittiğinde o son küçük tavsiyeyi vereni suçlamak da "kendini kandırmaktır." Kötü bir günün akşamında, biri dokunsanız ağlıyor diyelim. Bu ağlama dokunanın suçu değildir, yine de tüm öfkenin ona kusulması ihtimali çok yüksektir. Aynı şey iyi etkiler için de geçerli... Birine verdiğiniz iyi bir tavsiye sayesinde onun eline geçen "harika" sonuçları sizinle çokça paylaşmasını "beklemek", bir kandırmacadır. İyi veya kötü, sonuçların ardında daima yüzlerce insan ve yüzlerce olay yatar. Gelip son taşı koyanın tüm övgüyü ya da tüm suçu üstlenmesi "hayvansı ilkellikte" bir düşüncedir. Tekrar hatırlatalım: Kibir ve gurur aynı madalyonun iki yüzüdür.
Ve unutmadan: tavsiyeyi uygulayan kişinin de aldığı sonuçlar üzerinden böbürlenmesi ya da suçluluk duyması aynı derece yanıltıcıdır. Fakat toplumsallık sorumluluğumuz için sonuçlarını üstlenir ve hatalarımızı (sadece biz neden olmuşçasına) telafi etmeyi bir "görev" olarak