Ozan

Ozan

, bir kitap okudu
Puan vermedi·160 syf.·
21 günde okudu
·
2025 15. kitabı
Paulo Coelho
7.9/10 · 3.832 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Çocuk rolünü benimseyen bir yetişkinin tüm davranışları, söylemleri, hatta zihinsel süreçleri bile çocuklukta takılıp kalmış gibidir. Bu yaklaşım, Kohlberg’in ahlak gelişimi kuramındaki "Gelenek Öncesi Dönem" ile ciddi paralellik gösterir. Çünkü bu düzeyde bireyler “iyi” ve “kötü”yü kendi içsel vicdani ölçütleriyle değil, ödül ve cezaların varlığıyla tanımlar. Normalde bu aşama çocuklukta kalması gereken bir evredir, ancak bazı yetişkinler burada takılıp kalır. Böyle bir durumda kişi sorumluluk almaktan sürekli kaçar, kısa vadeli zevk ve dürtülerine göre hareket eder, uzun vadeli sonuçları hesaba katmaz. Çevresinden gördüğü “koruma” ya da “çocuk muamelesi” bu rolü daha da pekiştirir, böylece kısır döngü katlanarak devam eder. Kişi, çocuk rolünü benimseyerek hayatı kolaylaştırdığını sanır ama tam tersine kendisini gerçek hayata karşı daha savunmasız hale getirir. Çevre, ona sınırlar koymadıkça ve yetişkin rolünü hatırlatmadıkça, kişi bu kısır döngüden çıkamaz. Yetişkin gibi davranmak, sorumluluk almak ve kendi değerlerini inşa etmek, hem bireyin özgürlüğü hem de sağlıklı bir yaşam sürdürebilmesi için tek çıkış yoludur.
Duygu ve Düşünce
Bir davranışın sebebini anlamak, onu affetmek değildir. Anlamak, sorumluluğu ortadan kaldırmaz; yarattığı etkiyi silmez; davranışı doğru ya da iyi yapmaz. Sonuçta herkes kendi davranışlarını seçme özgürlüğüne sahiptir. Bu özgürlüğü kabul etmeden, başkalarını kontrol etme arzusundan da kurtulmak mümkün değildir. Affetmenin ilk şartı ise karşı tarafın gerçekten affedilmek istemesidir. Ardından sorumluluk alması gerekir. Ve ancak söylemini değiştirip bunu eylemleriyle doğruladığında affetmek mümkündür.
Duygu ve Düşünce
Acıdan kaçmanın daha fazla acıya sebep olduğunu öğrenmedikçe insanın huzur bulması mümkün değildi...
Duygu ve Düşünce
Özgür İrade üzerine
İnsan yalnızca düşünebilen değil, düşündüğü üzerine düşünebilen; kendine ayna tutup zihnini sorgulayabilen bir varlıktır. Bunu, birbirine bakan iki ayna gibi düşünebiliriz: Görüntü sonsuza dek çoğalır. Bana kalırsa, “özgür irade” dediğimiz şey tam da bu durumdan doğar. Bu durumun bir illüzyon olduğunu iddia edebilir miyiz? Bu sadece bir varsayım olur çünkü içgüdüsel olarak bu iki aynayı gördüğümüzde yaşadığımız garip his başlar, insan zihni “sonsuzluk” kavramını ne sezgisel ne de mantıksal olarak tam anlamıyla kavrayamaz. Sonuçta, anlayamadığımız bir şeyin var olup olmadığını tartışmak bizi eninde sonunda zihinsel bir yansı oyununa hapseder. Ve artık bu durum bir bilme meselesi değil inanç meselesine dönüşür.
Duygu ve Düşünce