Eğer birine “Seni seviyorum” diyebiliyorsam, “Sende herkesi seviyorum, seninle tüm dünyayı seviyorum, sende aynı zamanda kendimi de seviyorum” da diyebilmeliyim.
“Seni seviyorum, çünkü bir düş gördüm, sonra bir krala rastladım, billuriye sattım, çölü geçtim, kabileler savaşa tutuştular ve bir simyacının oturduğu yeri öğrenmek için bir kuyunun yanına geldim. Seni seviyorum, çünkü bütün Evren sana ulaşmam için işbirliği yaptı.”
“Rastlantı yoktur.” dedi İngiliz.
Delikanlı neyin söz konusu olduğunu çok iyi biliyordu: Bir şeyi bir başka şeye bağlayan, kendisini çoban olmaya yönlendiren, aynı düşü birkaç kez görmesine, Afrika’ya yakın bir kente gelmesine, bir meydanda bir krala rastlamasına, bir hırsız tarafından soyulmasına ve bunun sonucu olarak da bir billuriye tüccarıyla tanışmasına, vb. yol açan gizemli bir zincir, gizemli bir bağ..
"Peki dünyanın en büyük yalanı ne?" diye sordu delikanlı, şaşkınlık içinde.
"Ne mi? Hayatımızın belli bir ânında, yaşamımızın denetimini elimizden kaçırırız ve bunun sonucu olarak hayatımızın denetimi yazgının eline geçer. Dünyanın en büyük yalanı budur."
Yaz günleri kitap okuyamayan Özde’ye ilham olup ona hayatının en sıcak yazında (42 °C, Şanlıurfa) kitap okuma hevesini aşılayan Polis memuru komşum, kitap okuma arkadaşım İbrahim Eren’in kitabıyla başlıyorum buraya not almaya. Zorunlu görevlerimizden sonra yolun, yolum güzel ve bilgi (hatırladığım bilgi:)) dolu olsun.. Bu siteyi önerin nasıl hatırımda kalacaksa burada da ilk sen ol ve sen kal sana göre düz-basit, bana göre derin-güzel ruhlu arkadaşım :)
Teşekkürler..